Dergiler etiketi ile yaftalanmış yazılar

hay yumurtaya can veren allahım!

Yavaş yavaş iyiden rahatsızlıklar ülkesi olmaya doğru gidiyoruz hep birlikte. Olan bitenden rahatsızlık duyanlarr, rahatzsızlık duyanlardan rahatsızlık duyanlar, rahatsızlık duyma şekillerinden rahatsızlık duyanlar.. şeklinde liste uzatılabilir. Bu arada şiirden rahatsızlık duyanlar, her türlü şiirden rahatsızlık duyanlar, yapılanlardan rahatsızlık duyanlar.. eklenebilir.. Ben şikayetçi değilim rahatsızlık duymaktan da.. Ah bir de açıklık olsa.. Muhatabına diyebilsek rahatsızlıklarımızı...

Ülkü Tamer'den Papirüs'ün öyküsü.

Cemal Süreya'nın daha sonra edebiyat dünyamıza bir nevi güneş olacak dergisi Papirüs'ün nasıl çıktığını, şairin ölüm yıldönümü dolayısı ile Ülkü Tamer yazmış;

"bu kadar 'çirkin'inini hiç görmemiştim"

Tiryakiliğin eski tadı yoktu Hiç görmediğim dergiler vardı, yeniden çıkan gibi... Öte yandan hiç görmek istemediğim dergiler vardı, onları görmedim, bazılarının kapağını bile çevirmek istemedim... (...) fakat tiryakilik yaratıcı ya da sürdürücü cinsten bir dergi yayımcılığı yoktu bu yıl.. Adet yerini bulsun diye çıkılan dergilere de öyle bakıldı. (...)

Ahir zaman okurunu takdimimdir

Avantgardé dergisi'nde Raif Kadıoğlu'nun "Ahir zaman okuru mu" yazısından bir bölüm:

Ara kuşak nedir?

Tükenmeye yüz tutmuş akımın ardında özgün bir varlık olamayan kuşak, eski kapıları zorlamakla yetinir. Biz buna "ara kuşak" diyoruz. Kendinden önce işlenmiş olanakların içinde tutsak kalış, talihsizliktir. Edebiyat evrimi yıllanmış şarapla doğru orantılı olamayacağı için, aşındırılmış eşikler üzerinde uyuşup kalmanın, yeni değerlere, özgünlüklere, başarılı özelliklere uzak düşeceği doğaldır.

2010'dan dergi manzaraları

taze bir duyuru... hem söyleyen dergiye hem söylenenlere hem de 2010 tarihine bakınca.. tuhaf.. çok tuhaf...

ADİLİĞE PİRİM VERİLİYOR!..

Bir söyleşi, bir soru

Sanat Cephesi'nin ocak sayısında "Şair Volkan Hacıoğlu ile söyleşi" başlıklı bir bölümü var. Dergilerde düzgün sorulu söyleşiye rastlamak kolay değil, ama bu kadarı da olmaz dedirtiyor.

İkinci soru şu:

Mesleğin sorulduğunda "şair" diyor musun? Akademisyenlik ile şairlik arasında nasıl bir ilişki var? Birbirlerini çeliyorlar m, bütünlüyorlar mı?

Mesleğin ne olduğundan başlamak lazım aslında ama isterseniz hiç başlamasın, çeliyorlar m gibi bu soru da eksik kalsın..

Edebiyatımızın 2000lerle imtihanı

'ta 2000'lerle ilgili bir dosya gibi bir şey yapılmış. Ahmet Oktay, Enis Batur, Metin Celal, Cem Erciyes cevap vermiş. Detayı ile okursunuz tabi ama benim dikkatimi çeken roman ve öykünün, şiirin önüne geçtiği konusundaki söylemin herkes tarafından kabul edilmesi. Elbette böyle olacaktır çünkü bu ülke edebiyatından biri Nobel aldı, roman yazarak. Bu da Batı'ya soğuk tarafımızı belirledi: Şiir.

edebiyat mevsiminde dökülen yapraklar

Yalnız 15-20 yıldır Türkiye’de şairler arasında şöyle bir şey yerleşti: Kendi yazdığı şiirinin bir poetikası olursa ve onun adına “görsel şiir” , “deneysel şiir” , “çok sesli şiir” ya da “neoepik şiir” derse kendisinin şiirde daha geniş bir alan açacağını zannediyor. Böyle demekle bu poetikasıyla şiirde yer edinebileceğini düşünüyor. Hâlbuki şairler poetikalarıyla değil, şiirleriyle şiirde yer edinebilirler.

2009'da 427 yeni roman yayımlandı

Radikal kitab eki'nin haberine göre böyle olmuş. Haberi destekleyen bir makale de var.

Ama bence bu patlamayı açıklamak için o tespitler yetmiyor. İşsizliğe bakmak lazım.

Mesela ben bugün aç gezdim akşama kadar. O an ne geldi aklıma? Tabii ki roman yazmak. Nazıl kıza yoldan para kazanırım diye.

Sayfalar

Dergiler etiketi ile yaftalanmış yazılar beslemesine abone olun.