eleştiri
BÜYÜK OLAY, Bİ DAKKA ARKADAŞIM
Türk Şiir gündeminin henüz görsel şiirle işi bitmiş değil. Görünen o ki, ya beyler/bayanlar hemen sıkılıveriyorlar ya da yaz rehavetine kapılmışlığın şair için olanı çok daha pis bir unutmanın eşiğine getiriyor karşımızdakileri. Modanın değil, modaların ışığı altında ezilip, bükülen edebiyatımızın son yıllarda ciddiye alabileceği tek teklifi de böyle geri çevirmesi, elbette hiç de yabancısı olduğumuz birşey değil. Ama konumuz henüz kapanmış değil. İşte bunu öğreneceğiz bugün..
"Sözden Göze Evrilen Şiir" üzerine
Karagöz Dergisi'nin 3. sayısında, Ali Görkem Userin'in "sözden göze evrilen şiir" yazısına rastladım. Alıntıyı geçersek, yazı şöyle başlıyor:
"Geçmişi, Amerika ve Avrupa uzantılı sitelerde ne kadar geriye gidiyor bilmiyorum."[Görsel şiirden sözediliyor.]
Görsel şiirin "geçmiş"ini 'sitelerde' aramak ne kadar "yerinde" bir tarama metodudur bilmiyorum ama, Userin görsel şiirle ilgili Amerika ve Avrupa kökenli sitelere baksaydı bile, bunun çok zamanını alacağını sanmıyorum, hem de "bilmiyorum" demek zorunda kalmazdı.
Elinin mürekteriyle itmek: türlü türlü düşünceler
Kişisel olarak kitaplarım ya da yaptığım şeylerle ilgili az yazılmasından ya da hiç yazılmamasından pek hoşnutsuz değilim. Edebiyat ortamının böyle bir değerlendirme yeteneği, gücü olduğu konusunda şüphelerim var, birincisi. İkincisi ise, bu tür girişimlerin tüm detayları ile anlaşılabilmesinin imkânsız oluşudur. Örneğin Karagöz Edebiyat'ın 3. sayısında Tüğün ile ilgili çıkan iki değerlendirme yazısı da, bu imkansızlığın, bazen okuma eksikliğine ne kadar fazla dayandığının da kanıtı gibi.
Şiir Şöyle Öldü
Birkaç zamandır, eleştirmenlerin ya da eleştiri/tanıtım yazıları yazanların, mesailerini harcadıkları kitaplar hakkında yazıyorum. Yazıyorum çünkü, bu kitapların neden öne doğru çıkarıldığını merak ediyorum. Yazılanlara göz attıkça ve ciddiye alınması gereken tek sorunun, şiir kamusu üstü bir soru olduğunu düşünüyorum. O soru, aslında şair de bir insan olduğu için, doğrudan insanımızla ilgili. Sosyolojik ve bir o kadar da psikolojik bir soru çıkıyor ortaya.
Burada, biz, kurduğumuz devlet ve o devletin bizi, belli bir yaşa kadar getirmesi gereken kurumları (başta aile) ile bir bütünüz. Şairleri değil, bizzat bizi, sokakta gördüğümüz ve ortalama 4 yıl eğitim almış olması olası herhangi birini düşünün..