Siteden tam randıman almak istiyorsanız, lütfen üye olunuz >>


Elinin mürekteriyle itmek: türlü türlü düşünceler


Serkan Işın kullanıcısının resmi

Serkan Işın - Posted on 09 June 2008

Kişisel olarak kitaplarım ya da yaptığım şeylerle ilgili az yazılmasından ya da hiç yazılmamasından pek hoşnutsuz değilim. Edebiyat ortamının böyle bir değerlendirme yeteneği, gücü olduğu konusunda şüphelerim var, birincisi. İkincisi ise, bu tür girişimlerin tüm detayları ile anlaşılabilmesinin imkânsız oluşudur. Örneğin Karagöz Edebiyat'ın 3. sayısında Tüğün ile ilgili çıkan iki değerlendirme yazısı da, bu imkansızlığın, bazen okuma eksikliğine ne kadar fazla dayandığının da kanıtı gibi.

Eksik okuma

Tüğün, sadece "internet ve edebiyat" konusunda bir kitap olsaydı, belki Ali Görkem Userin'in söylediklerini dikkate alabilirdik (Sözden Göze Evrilen Şiir, Userin, Karagöz Sayı 3), ama böyle değil. Ayrıca şu gibi cümlelerle ne gibi bir işimiz olabilir: "Kanımca görsel şiir, görselliğini dayatmaksızın yoluna devam ettiği müddetçe kimseye zarar vermeyecektir" ya da "fakat görsel şiiri bu ve benzeri alternatif yönelimlerden ayıran temel farklılık, ana mecra olarak interneti seçmesi ve bu tercihte diretmesidir". İnsan şaşırıyor. Şaşırıyor çünkü, bu tür eksik yaklaşma çabaları, büyük resmi zedeliyor gibi. Ayrıca yayıncılar peşimizde koşmuyor, bir, tüm yazıya ve yazıdaki o hakim ve kurulu tona cevap verebilmek mümkün değil, iki. Yazıya başlarken "Geçmişi, Amerika ve Avrupa uzantılı sitelerde ne kadar geriye gidiyor bilmiyorum." diyerek Görsel Şiiri, İnternet'in bir numarası zannetme önyargısı ile Userin, yazının sonunda kendi tezinin etrafında dolanıyor. Yazıdan aklımızda kalan görsel şiirin sitelerle ilgili birşey olduğu. Oradan yola çıkarsak, www.antoloji.com'un da Türk Şiiri'nin büyük ansiklopedisi olduğunu düşünebiliriz. Diyorum ya, çoğu kez anlama isteği, önyargıların ötesine geçemiyor.

Geçmişin Hayaleti

Bugünlerde, Zamanın Tinî bizim için Geçmişin Hayaleti olmaktadır çünkü. Tür olarak birbirinden farklı değil ikisi de, hacim ölçü birimi ile ifade edebilseydik, birbirlerine dönüştürülebileceklerini bile söyleyebilirdik bu iki azmanın. Şiir, çok kısa bir süre (Fütürizm dolaylarında ve Newton'un Principia'sının tam başında) ilericilik oynamıştır. Uzun ömrünün büyük bir kısmını ise, Tarih denen canavarın serpilmesini bekleyerek geçirdi. Zaman'ın türevi ve aynı zamanda integrali olarak Tarih, küçük farkların (delta, diferans) serisidir. Ona yaklaştığınız her yerde, matematiksel bir açmazla karşılaşırsınız. Birincisi tekerrürün korkunçluğu, ikincisi de süreksizliğin itici güzelliği. Dünyaya bok ile sidik arasından geliyoruz demek mi, yoksa kutsal delta, idealar mağarası mı? Biri gerçekçilikten groteskte, ikincisi de hakikat avcılığından jinekologluğa giden patika. İkisi de aşığın yoldur, hiç şüphe yok. Ya şairin ki?

Geminin Dengesi

Şairin yolu yoktur. Yolsuzluğun fraktalı ve fonksiyonudur izlediği. İlerlerken durmadan gerileyen ve aynı zamanda keskinleşip hacımca azalan ve yoğunlukça artan bir hal/faz. Durmadan kendisi ile ilgili bir pattern'i, desen'i ortaya çıkarmak dışında, geriye doğru bu ileri atılışında Zamanda ve koordinatta bir sapmaya mahkumdur. Bu akıl almaz, hatalar demeti, hesaplanabilirin çok uzağında durduğundan çok az kişinin böyle bir "yol" izlemesi beklenir. Herkesin aynı tarafa gitme olasılığına karşı, geminin batmaması için birileri, büyük bir momentumla karşı tarafa doğru ilerleyecektir. En azından diyonisos ile apollonun kavgasını böyle özetlemek mümkündü. 20. yüzyılın başında; önce Sınıfların çekimi daha sonra da bireyin kuantalanmasını yaşadı sanat tarihi. En sonunda geldiği yerde mikro siyaseti ve mikro kod üreteçlerini gördü. Kitlesel olanla ilişkimizi bir düşünelim. Sanat bundan elini çekmiştir. Kitlesel olanın okyanusunda, bir gradyan, dalgaya teğet bir noktalar bütününü kah toplamakta, kah dağıtmaktadır sanat. Bir sanat eseri ile karşılaştığımızda ona gösterdiğimiz ilk tepki, mücadele etme isteğidir. İnsanların en rasyonel olduğu konu, üstünkörü sanat eleştirisidir. "Öyle" ya da "değil" o kadar kolay telaffuz edilmektedir ki.

İkinci Yeni ne ki?

İnsanlar, şairler, postmodernizmin "olmadığında" karar verebilmektedir örneğin. Modern-sonrası ifadesinin 19. yüzyıl aydınlanmasının sonrası anlamına geldiğini söyleyebilmek ve kabul etmek, elbette bizim için zordur. Zordur çünkü örneğin İkinci Yeni diyebildiğimiz şeyin, orjinalinden, yaklaşık 50 yıl kadar sonra "icad" edilebilmesinin şaşkınlığını açıklayamayabiliriz. Bütün o faz farkları, hayatımızı ve kamusal düzenimizi tehtid eden o gecikmeler ve yankılarla birlikte yaşamaya, katlanmamızın dibinde yatan sebeplerle birlikte, bir tortu oluşturur. İkinci Yeni, bugün siyasal olarak iktidardadır. Ama bir farkla, "apollonesk" kuvvetler tarafından idare edilmektedir. Bu, görülemiyorsa, İkinci Yeni'nin siyasal anlamda, merkez/çevre ilişkisini açıklayabilmek ne kadar mümkündür? Anlamsız şiir yazan, çıkmazdan bahseden, erotikadan, oğlancılıktan ve tarihimizi tersine okumaktan bahseden onlar değil miydi? Cumhuriyete, cümhüriyet diyebilenler de onlardı, muhtemelen. Biz, bugün Cumhuriyete Cümhüriyet diyemiyoruz. Özetlemek istediğim, İkinci Yeni'deki travma etkisi o kadar diridir ki, kişinin, şairin bireysel olarak, o tür Tine ulaşması pek mümkün değildir. İroni, paradoks, dümdüz saçmalama, direk delirme vb. gibi yan etkileri aynı anda deneyebilmek, bununla birlikte Sezai Karakoçlaşmak için nefsinle mücadele etmek: Eh, bizim de trajedimiz bu olsa gerek.

İkinci Yeni biçim konusunda aşılabilmiş değil midir? İşte burası biraz alengirli. İkinci Yeni denen şey ortaya çıktığı sıralarda, Batı'da ve Uzak-Batı'da (Brezilya, Latingiller) gösterge sistemi ve kod üreteçleri çoktan değişmeye başlamıştı. İlginçtir, atonal müzik konusuna vurgu yapılması, Cumhuriyet'in acayip önem verdiği çoksesli-müzik baz alınarak, bir karşıt öneri olarak değerlendirilebilir. Cumhuriyet Kültürel Elitinin çağdaşlaşma çarelerine karşı, atonal müzik ile gerçekten birşey önerebilmek mümkün müdür? Atonal müzik, diyelim ki, sınıfsal olarak, kimin elindedir, kimin ilerlemesidir? Somut şiirden habersiz kalınması, Yeni Eleştiri'nin bir avuç kişi tarafından dikkate alınması ve buna rağmen en parlak eleştiri kitaplarının bu yeni moda eleştirinin yardımı ile İkinci Yeni şairlerine yaklaşmaya çalışması. Buraları biraz karanlık gibi.

Şiir ve televizyon

AKP'nin sahip olduğu bir şair envanteri var mıdır? Örneğin Bedirhan Gökçe? Burada belirtmeden geçemeyeceğim; o şair envanterinin, aslında şairlikten, birden propaganda bölümlerine geçtikleridir. İbrahim Sadri, Ahmet Kekeç, Bedirhan Gökçe, Süleyman Çobanoğlu, Ali Ural vb. gibi isimlerin son 4-5 yılda önümüzde endam etme şekillerine bakarsak. Kabul edelim, karşı iktidarlar, şairi, hiç bir zaman, böyle keskin bir biçimde televizyon ile birlikte kullanamamışlardır. Televizyonda endam eden şairlere bir bakın.

Peki muhalefetin bir şair tipolojisi, açıkça desteklediği biri var mıdır? Söylemini paylaştığı biri? Ozan Arif? Attila İlhan? Fazıl Hüsnü? 90 sonrası kuşağın apolitize filan olduğunu söyleyen bir sürü insan mevcut, bunu ballandıra ballandıra anlatan, "Denizleri" örnek gösterenler var, fakat acaba sorabiliyorlar mı, gerçekten siyaset, 21. yüzyıl gençliğine birşey verebilecek kadar zengin ve derin midir? Tüm argümanlarını siyasal simgeleri ve "lafa" indirgemiş, iki kutuplu ve bol düşmanlı, ötekili bir siyasi ortamda, parti otobüsü tepesinde can vermekten öte nasıl bir gelecek biçilmiştir bizim kuşağa?

Bu kadar sığ bir dille iletişim kurmaya gerçekten değer mi? Ben bu apolitize olmuş bahanesinden pek şüphelenmeye başladım açıkcası.

Yeni işlerden..

ilk fırsatta bağlılığımı sunacağım