YÜZYIL III (2001)

Ve sismografın kırık iğnesi
Seni bu toprağa bağlayan tüm
Uhrevi gücü alıp götürürken
İnsansız ve inançsız hışırtılarla
Tuhafiye’nin ortasında nesnelere
Boğulan çocuk misali
Dudağını büküp ağlarsın
Sarsıntının gücü değildir seni etkileyen
Sadece olabilirliğidir. Olasılık
Derslerinin bir yerinden kopuk gelen
Türlü türevlerin ve formüllerin
Tam bir karşılığını annenin çığlıklarında
Bulursun. Oysa ruhunu çizen başka
Bir iğne daha vardır, yüzünün satırlarında
Bu dehşetin büyük yapıtlara attığı ilmektir.
Tuhafiye dükkanının ortasında,
Elinde ufak düğmelerle kalmış
Köksüz, inançsız, erken ya da geç
Zamansız mekansız bir arpla derileri çekilen
Ve şiirin ayak uyduramadığı çocukluk
Hayallerini aksak ritimle çalıp
Sözsüzlüğün anlamını kavrayamadan
Göçüp gitmişsindir.

Sana özgürlüğü yakıştırırlar
Nerden geldiğini bilmediğin bir kumaş
Kaşındırır, çölünün ortasında parlak
Cılız ve yakan, kavuran, sıcağın tüm
Atomlarını tenine buyur eden süslü dokuma
Giymeyeceğini bile bile o elbiseye
İlmek açıyorsun şimdi

Tanrıya kaftan mı biçilir
Yoksa
Kefen mi?
Yüzyıll kimin işidir? Hangi oymacının
Hattatın çocukluk belalarını
Bile bile bedenine işlediği
Toplama kampıdır teknoloji
Kimin yüzünde silikon hatlar vardır?
Kimin içinde tanrı vardır?
Kimin?

Ah çıkacağım kendimden
Kirasını ödeyemediğim bedenimden
Ev sahibimi keseceğim.
Yanlış konaklarıma döneceğim Osmanlı’mın
Bu yüzle hangi “inkıraz”a yetişeceğim
Hangi mesele hangi meydana
Sıvışacağım

Ortada kaldım
Ve koordinattan bağımsızım yine de
Gülüyorlar bana tıpkı gülü yoldukları
Gibi ince inceden inceden kesiyorlar
Ellerimi kalemi tutuyorlar
Salmıyorlar dışarı

Biriken tortularımla kentin ortasında
Yakmak istiyorum ben kendimi
Ve sana söylüyorum Moiz efendi:
- Bana facia’dan evvel koca bir sahne gerek
Süheyla’nın elmasına bakıyor gözlerim
Sadece aşk salabilir beni kendimden içeri
Ve salyalı dudaklarımla okuyacağım
Bedduasını zamanın: UMUT!

Çıldırıyorum çıldırıyorum
Ben Batı’nın Tanrı’sıyım
İki ayrı ırmak akıyor içimde
İkisi de batıya akıyor ne yazık!

Tatarca küfür ediyorum şimdi
Sen duymuyorsun duyma
Tuhafiye’nin ortasında elimde
Bir tomar düğme ile kalakaldım
Bilmiyorsun
Yüzyılı anlat diyorsun bana Mümtaz!

Yüzyıl ne biliyor musun?

Suat’ın senin konağındaki
Ölü yüzü! Bir ceset bu Mümtaz
Bir ceset. Ürperiyorsum
Özneler karışıyor birbirine
Ve biz duruyorum.

Düşleri Bile
Çarmıha Geriyor
Yüzyıl.

Ve sismograf da sensin
Kırık iğne de
Bedeninle ruhun
Kendi kendine kapanan
Bir aygıt Mümtaz.

İstanbul
Bizi
Duymuyor
Artık
İstanbul
Yaşamıyor
Çünkü metropol oldu
Mümtaz

İşte yüzyıl.
Yüzden ve yıldan bağımsız
Çekilen acı.

02 Haziran 2001 - 8 Temmuz 2001
Serkan Işın / Istanbul