ADEM’İN CENNETE VEDASI

Birincil sekmeler

fütürbalarında mahyalı tükenişlerle dolu bir gece
idi Adem, trilyon yıllık gezintisini bitirdiğinde
çapaklı kelimeler arasında beşmele, tayın ve ter.
vrantrolop eden sabahların bir yerinde duruyor
içinden kainatlar akan altın kara delikleri izliyordu.
bir rüya içinde düşüşün hızıyle telmihli teğel
bir rüya sonrasında başka bir rüyaya üryan
lehçeleri ile yalın ve şeddeli alemlerin arasında
uzaklığını ancak peşinkez kuantalarla ölçerken
Sicim Zaman’ı görmek için uzattı kafasını
h ile o arasında bir yerlerde cehennem
a ile b arasında dünya
d ile belirsiz arasında küfür
yapış yapış kerevetinde masalların, dirimlerin
kupkuru bir ayazla dilini döndürüyordu henüz
sonra. sonra kağıntısız bir vaşak gibi evren
tevbelerine büründü kapkara. bundan sonrası
yıldızların soluk yakarışları ile orantılı katran.
sonra bakış, son kez, trilyonfatlarca sözlük arasından
sıyrılıp geldi Karar. Mührüne bunmuş yorgun bir sabahın
hünferidifrit kezzaplığı bile bulutlarına musallat o çizgi.
toplam fraktal gibi hesabı olmuş ve olacak ve olan şeylerin.
hepsini sırtına alıp, göğe baktı, ilk emrin geldiği yer, ilk sesin.
Omuzlarına tortu gibi oturan fıtratına alışmaya çalışırken bıraktı kendini,
ancak bir başkasında eziyet olacak gözleriyle yorgun,
argın ve kuantalanmış bir derin nefes çekti.
Onca heybeti ile karanlık, Allah ve Mahşer arasında.

Sayamadığı ölümlerin hepsine şahitlik etti, yıkadı uzun uzun cesetlerini insancıkların,
insanca bir dua ağzında.
Gömdü onları, sonra çıkardı, bir kayayı pamukta besleyip,
kanserlileri, ölümsüzleri ve onların çirkin, yamuk kaderleri arasında işleyen bir mekik gördü sonra,
sonra patlayan kaburgalar,
delinen böğürler sonra demir, çelik ve titanyum protezler.

Bir hayalin ucundan kendisine dönen bir mızrak gibi aktı kimi zaman,
sınandı kendi lavları arasında kalan mevsimlerin.
Buz kesti düşüşünde sakalları ve oracıkta bir rüyadan arta kalan geometriler arasında yürek şekline büründü kalbi.
Sonra safra gibi aşklar içre gördü kendini, ölü bir kanala çevrilmiş gökyüzleri arasında sayılmayacak insancıklar.
Cehennemin kurdelesini ilk o kesti, sonra uzakta, iki kainat ötede falan Havva’yı gördü.
İki cehennem geçecekti, sonra iki yanardağ, sonra işkenceler, sonra birkaç katrilyon yıl sonra, belki kavuşacaktı,
araya girmezse pörtledik bir evren açılmış bir böğür gibi bahar aylarında. Kan, ter ve ilik içinde kelimeler, sözlükler, mütekabiliyetler arasında.
Sonra düşüşün sonunda, kemikleri kırık, avurtları çöl, yüzü sakin ve duru.
Baktı eşya. Kendine giden yolların hepsine yara gibi çökmüş akbabaları, yengeçleri seçti gözleri, kapanırken görmediği Cennet’in ağır kapıları.
Yerçekimi Havva’nın mezarı olan bir Cennet düştü ayaklarının dibine, üzerinden atladığı gibi tekrarlandı Mahşer,
sonra Sınaî bir geleceğin yüzünde başka bir gezegende gözleri fol fecir, etlerini koparırken buldu,
acı dolu bir çiçeğin peşinde, kendine geldiğinde kaybolanmatik bir ecza dolabı gibi ruhu, kezzap içinde
Şifa dağıtmaya yarayan bir otomat gibi yaktı kendini son nefesinde tutuştururken çok havayî bir zerreyi Kıyamet koparken yüzünü bile görmeden Havva’nın Yerçekimi sırlı bakışları ardında.

Serkan Işın