Dergiler etiketi ile yaftalanmış yazılar

hay yumurtaya can veren allahım!

Yavaş yavaş iyiden rahatsızlıklar ülkesi olmaya doğru gidiyoruz hep birlikte. Olan bitenden rahatsızlık duyanlarr, rahatzsızlık duyanlardan rahatsızlık duyanlar, rahatsızlık duyma şekillerinden rahatsızlık duyanlar.. şeklinde liste uzatılabilir. Bu arada şiirden rahatsızlık duyanlar, her türlü şiirden rahatsızlık duyanlar, yapılanlardan rahatsızlık duyanlar.. eklenebilir.. Ben şikayetçi değilim rahatsızlık duymaktan da.. Ah bir de açıklık olsa.. Muhatabına diyebilsek rahatsızlıklarımızı...

"bu kadar 'çirkin'inini hiç görmemiştim"

Tiryakiliğin eski tadı yoktu Hiç görmediğim dergiler vardı, yeniden çıkan [[Ücra ]]gibi... Öte yandan hiç görmek istemediğim dergiler vardı, onları görmedim, bazılarının kapağını bile çevirmek istemedim... (...) fakat tiryakilik yaratıcı ya da sürdürücü cinsten bir dergi yayımcılığı yoktu bu yıl.. Adet yerini bulsun diye çıkılan dergilere de öyle bakıldı. (...)

Ara kuşak nedir?

aşırı çeşitlenme

Tükenmeye yüz tutmuş akımın ardında özgün bir varlık olamayan kuşak, eski kapıları zorlamakla yetinir. Biz buna "ara kuşak" diyoruz. Kendinden önce işlenmiş olanakların içinde tutsak kalış, talihsizliktir. Edebiyat evrimi yıllanmış şarapla doğru orantılı olamayacağı için, aşındırılmış eşikler üzerinde uyuşup kalmanın, yeni değerlere, özgünlüklere, başarılı özelliklere uzak düşeceği doğaldır.

Bir söyleşi, bir soru

Sanat Cephesi'nin ocak sayısında "Şair Volkan Hacıoğlu ile söyleşi" başlıklı bir bölümü var. Dergilerde düzgün sorulu söyleşiye rastlamak kolay değil, ama bu kadarı da olmaz dedirtiyor.

İkinci soru şu:

Mesleğin sorulduğunda "şair" diyor musun? Akademisyenlik ile şairlik arasında nasıl bir ilişki var? Birbirlerini çeliyorlar m, bütünlüyorlar mı?

Mesleğin ne olduğundan başlamak lazım aslında ama isterseniz hiç başlamasın, çeliyorlar m gibi bu soru da eksik kalsın..

Edebiyatımızın 2000lerle imtihanı

blair_witch_2

'ta 2000'lerle ilgili bir dosya gibi bir şey yapılmış. Ahmet Oktay, Enis Batur, Metin Celal, Cem Erciyes cevap vermiş. Detayı ile okursunuz tabi ama benim dikkatimi çeken roman ve öykünün, şiirin önüne geçtiği konusundaki söylemin herkes tarafından kabul edilmesi. Elbette böyle olacaktır çünkü bu ülke edebiyatından biri Nobel aldı, roman yazarak. Bu da Batı'ya soğuk tarafımızı belirledi: Şiir.

edebiyat mevsiminde dökülen yapraklar

Yalnız 15-20 yıldır Türkiye’de şairler arasında şöyle bir şey yerleşti: Kendi yazdığı şiirinin bir poetikası olursa ve onun adına “görsel şiir” , “deneysel şiir” , “çok sesli şiir” ya da “neoepik şiir” derse kendisinin şiirde daha geniş bir alan açacağını zannediyor. Böyle demekle bu poetikasıyla şiirde yer edinebileceğini düşünüyor. Hâlbuki şairler poetikalarıyla değil, şiirleriyle şiirde yer edinebilirler.

2009'da 427 yeni roman yayımlandı

Radikal kitab eki'nin haberine göre böyle olmuş. Haberi destekleyen bir makale de var.

Ama bence bu patlamayı açıklamak için o tespitler yetmiyor. İşsizliğe bakmak lazım.

Mesela ben bugün aç gezdim akşama kadar. O an ne geldi aklıma? Tabii ki roman yazmak. Nazıl kıza yoldan para kazanırım diye.