Buradasınız

Avangarddan post olur mu?

Birincil sekmeler

har tarafından 28. Şubat 2010 - 1:10 tarihinde gönderildi
Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: 0

‘yukarı’ dedin

Poetry Dergisi'nin blogu Harriet'ta geçtiğimiz günlerde editörlerden şiirin son on yılını değerlendirmeleri istenmişti. e şöyle bir göz gezdirildiğinde, her bir editörün aslında kendi ilgi alanına göre bu son on yılın önceliğini belirlediği görülüyordu. Bir eleştirmen kadın şairlerin sayısının arttığını vurgularken, diğeri bir şairin etnik kökeninden yola çıkarak almış olduğu ödüllerle ilgili bir değerlendirme yapıyordu. Farklı farklı değerlendirmeler yapılırken, iki editör ise görsel şiire değerlendirmesinde değiniyordu. Okuyunca aklıma ister istemez Türkiye'deki "Bunlar 70li yıllarda batıda yapıldı. Oralarda tedavülden kalkmış şeyleri buraya getiriyorsunuz, cık, cık" sesleri geldi. Üzgünüm, ama böyle bir durum yok. Görsel şiir burada nasıl tartışılıyorsa aslında batıda da tartışılıyor. Belki görsel şiire karşı çıkanlar orada da benzer argümanları kullanıyorlar, ama biraz daha farklı şekillerde.

Aslında 2008-2009 Türkiye'de olduğu gibi, batıda da görsel şiir açısından şenlikli geçmiş. Asıl tartışma da [w:avangard], [w:post avangard] üzerinden gidiyor. Bazı eleştirmenler, Ron Silliman gibi, görsel şiiri [w:postavant] kapsamda değerlendiriyorlar, buna karşı olaraksa "Yeniden daha yeni ne olabilir ki" şeklinde eleştiriler geliyor. Sonrasındaysa, postavant yeniden daha yeni demek değil ki'yi açıklamaya çalışan postavant tanımları ortaya çıkıyor. Bu tanımlarda avangard postavangard farkları göze çarparken, aslında farklılıkların da modernizm postmodernizmle bağlantılı açıklanmaya çalışıldığı görülüyor. Tahmin edilebileceği gibi, postavant tanımlarında milat Bürger'in neo-avangard değinisi oluyor. Burada, neoavangardın avangardı kurumsallaştırarak, zekice avangard eğilimleri çürüteceği belirtilirken, neo avangard sanatın otonom bir sanat olduğu yazıyordu.

Elizabeth Willis son yıllardaki şiirdeki eğilim için "sağ ya da soldaki yazınsal geleneklerle açık şekildeki ödipal ilişkinin reddi ve şiirin yeni türlerinin değil yeni okuma yollarının keşfi ve yapılandırılması için bir isteklilik olduğu"ndan bahsederken, Reginald Shepard postavantgard'ı tanımlamaya çalıştığı yazısında, postavantın özenle yapılandırılmış kimlik oluşumlarının altını kazdığını bundan dolayı ya karşı çıkıldığını ya da görmezden gelindiğini savunuyordu. Ayrıca post avangardın bir öncülük, sanatta ilerleme gibi erekselci nosyonlar içermediği belirtiliyordu. Postavant'ta göze çarpan bir diğer özellik olarak ta azınlıkların gözünden bakabilme öne sürülürken, burada mikrokimliklere dair vurgular yapılıyordu.

Tanımlamalarla ilgili yazıların pek çoğu bloglarda yayınlanmış ve bu metinler pek çok mecradaki polemiğe de neden olmuş. Bu polemiklerin bazılarında, anaakım şiirin yerine Huzur Okulu (School of Quetitude) ifadesinin kullanılmasının önerildiği görülüyordu. Bu polemikler "Huzur okuluna karşı görsel şiir" gibi karşıtlıklar üzerinden de kuruluyordu. Bu karşıtlıkları kuranların savunduğu görsel şiirin postavant anlayışa dahil olması yaklaşımını düşündüğümüzde bunda bir tuzağa düşme, en azından çelişkiye düşme görülüyor, karşıtlık kurulduğunda sınırların keskinleşmesiyle birlikte postavantın yaslandığı postmodern anlayışa uymayan bir durum oluşurken, diyalektik aslında huzur okuluna dahil olarak gördükleri şiirleri besliyor. Bunu sezen Baptiste Chirot gibi şairler, "bu sınır koymalar kategorileştirmeler ancak yeni antolojiler basıp satmaya yarar" diye yazarak, şiirin yekpareliğini hatırlatıyordu.

Avangard ve ötesine dair soruşturmalarda ise daha Türkçeleştirilmemiş - veya aramama rağmen bulamadığım - Paul Mann'ın (Paul de Man değil) "Kuram - Avangardın Ölümü"ne gönderme yapılıyordu. Özellikle "Avangard içtekinin dışarısıdır, anaakımın öncülük eden ucu" ifadesi üzerinden postavangardın tanımına gidiliyor, postavangardda avangardda olduğu gibi iç dış karşıtlığı kurulmadığı, ötesinden söz edilmesi gerektiği, ötesinde de modernin bekleme odasındaki mikrokimliklerin gözünden büyük değil, intimist (sırdaş) anlatılardan bahsediliyor.

Bürger'in neoavangard tanımındaki otonomi nitelemesine tekrar dönersek, Adam Fieled gibi eleştirmenler de "ben"in isimden ziyade fiil olarak davranması gerektiğini belirterek, verili bir sabitlikten öte ben kavramı için bir arayış olduğunu belirtiyor (gogılda kendini aramak buna dahil midir, bilemiyorum). Fieled, ayrıca, şiirde sosyal olarak yapılandırılmış kimliklere ait kurulu değerlerin sorgulandığından söz ediyor. Silliman da aslında ben kavramına gönderme yaparak, avantgard postavantgarda daha geniş avangard bir gelenekten öte sanatçılar kendilerini düşündükleri anda dönüşmüştü şeklinde her zamanki gibi yine iddialı bir çıkışta bulunuyor.

Görsel şiirse bu polemiklerin içinde postavant kapsamında mı değerlendirilmeli sorularının sorulmasını bekliyor, Shepard'ın deyimiyle hardcore avangardistlerle geleneğin hardcore savunucuları şiir soğuk savaşlarını sürdürmeye devam ediyor. Belki hatırlanması gereken artık avangardın "guardın" önünde filan olmadığının bilinmesidir, Mann'ı hatırlarsak belki de hiç bir zaman değildi.

Kaynaklar:

-691" rel="nofollow">http://www.poetryfou...