Net üzerinde yayınlanan Culture Machine dergisinin 5. sayısı yeni mecralara ayrılmıştı. Elektronik edebiyat üzerine olan Hayles'ın yazısı, tıpkı sinemanın mecrasının özgünlüklerini keşfetme sürecinde olduğu gibi, basım teknolojilerinden miras varsayımlarla hareket eden 1. kuşak metinlerin ötesine geçen ve dijital teknolojilerin imkânlarını giderek daha fazla keşfeden ve koşullarını dönüştürmeye başlayan 2. kuşak metinlerin ortaya çıktığı bir elektronik edebiyat alanını incelemeye çalışıyor.
Bu 2. kuşak metinler, Director, Flash, Shockwave ve xml yazılımların ve navigasyon sistemlerinin verimlerini sonuna kadar kullanan metinler. Hayles, 1997’e kadar olan bu gelişmeleri (ki değinmekte olduğum yazı 2003’te yazılmış) “makinanın derinliklerine” inmeye çalışan, dijitalin dilini konuşan ve bu mecranın özgünlüklerine uygun sanatsal stratejiler oluşturan hareketler olarak görüyor. Yazarın yoğunlaştığı metinler şunlar: Ekran, yazıcı ve projektör arayüzüne gömülü varsayımları tersyüz ederek, teknolojinin, bir makine olduğu kadar, biçim ve işleve gömülü varsayımların cisimleşmiş hali olduğunu da göstererek, işe nufüz eden bu varsayımların ifşası yoluyla edebi metinlerin gayri-cismani soyut varlıklar olduğu ideolojisini sorgulamaya davet eden Adriana de Souze e Silva ve Fabian Winkler’in database adlı enstalasyonu; alfabetik dil ve ona meydan okuyan arayüzlerin ve makinaların kod dilinin edebiyatta iç içe geçerek hangi yeni öznellikler kurduğunun sorgulanmasına odaklanan Talan Memmott'nın 'Translucidity' ve MEZ'in 'mezangelled' çalışmaları; ve ekranı kullanıcının içine girmeye davet edildiği bir dünya olarak kurgulayan ve animasyon, ses, grafik ve navigasyonu semiyotik birimler olarak kullanarak basılı edebiyatın dünyasından çok daha farklı elektronik çevreler yaratılabileceğini gösteren Alison Walker ve Silvia Rigon’un ‘The Many Voices of St. Caterina of Pedemonte' çalışması ve M.D. Coverley'in electronik romanı, The Book of Going Forth by Day.
Hayles, elektronik edebiyatın kendi retoriğini, gramerini ve sentaksını oluşturacağını ve edebiyatı deneyimleme yol ve yordamlarımızın, okumadan, dinleme-görme-hareket-navigasyon deneyimlerini birleştiren bir deneyim moduna dönüşeceğini söyleyerek yazısını şöyle bitirmiş: Eğer her dönem olmakta olanı anlayacak bir edebiyata yol verdiyse, bizim post-insani durumumuzun (posthuman condition) daha iyi kavranması da kendi edebi ifadelerini gerektirecektir. “Elektronik edebiyatın geleceği bizim geleceğimizdir”.
Poetikhars.com'a hoşgeldiniz! Türkiye'de sadece Şiir konusunda hizmet veren sitemizden ücretsiz üye olarak verimli bir şekilde faydalanabilirsiniz. İlk kez ziyaret ediyorsanız ve konu ile ilgili daha fazla bilgilenecek zamanınız varsa, lütfen şu bölüme göz atınız. Eğer görsel şiir örnekleri ve buna kadar yaptığımız işleri görmek istiyorsanız, Camera Obscura adını verdiğimiz arşiv bölümü ilginizi çekebilir. Ayrıca bugüne kadar işlerin büyük bir çoğunluğunu topladığımız arşiv Zinhar.post ziyaret edilebilir. Eğer sadece izlemek değil, aynı zamanda katılmak da istiyorsanız, siz de blog yazarımız olabilirsiniz.
Bu site Türkiye'de görsel şiir ve modern edebiyata ayrılmış tek sitedir. 2004 yılında kurulan Zinhar dergisinin bir devamı niteliğindedir. Siteye üye olarak siz de katkıda bulunabilir, yorumları izleyebilir, yorum yapabilir, dergilerde ya da etrafta cevabını bulamadığınız modern şiir, teknoloji, web ve edebiyat, görsellik vb. gibi konularda yazarak, paylaşabilirsiniz. Siteye üyelik ücretsizdir.
Hertz ile ilgili daha fazla bilgi için tıklayın
"Ayrıca burda hâlâ
"Ayrıca burda hâlâ “paradigma” konusunun da muğlak durduğunu düşünüyorum." Elbette muğlak, ama bunun bütünlüklü olduğunu iddia edebilmek için zaten, ondan şüphe etmemek veya ondan bir çıkarı olmak gerekir. Örneğin insanların hala şiir dendiğine aklına gelen bazı şeylerin, şiirin özü olduğunu iddia etmek gerekir. Şiirin bir tür olarak söyleyişe, ritme, müziğe, görüntüye vs. indirgenmiş olmasını, şiir tarihinin tutmuş verimlerini hiç bir şekilde sorgulamadan kabul etmek demektir. Ben bize verilen imkanların yeteri kadar olmadığını, eskilerin deyimi ile farklı bir duyuş sahibi insanların şiirden uzak tutulduğunu, tutulmaya çalışıldığını bile düşünüyorum. Adı konmamış da olsa paradigma denilen şeyin bazı belirtileri var. Onlara çeşitli sorular sorarak ulaşabiliriz;
Bunlara cevap vermek elbette zorunlu değil ama, sormaya da başlayınca geri dönüş yok.
Yalnız böyleyken sanki bir
Yalnız böyleyken sanki bir şeyler de birbirine karışıyor. Metnin aynı zamanda mayınlı bir araziye dönüşmesine yetecek kadar da ifade var sanki. Ve de öyle bir ilerliyor ki en sonunda kendini tümden imha etmesi de gerekebilir. Çünkü tüm bunlar görsel ya da dizeli ya da konvansiyel, fark etmez, “şiir” başlığı altında geçiyor. Kendisinin olmadığı ya da her şey olduğu iddia edilen bir şey hakkında söylenen ne olursa olsun biraz abesle iştigal olmaz mı?
Bir yıkıma evet ama eğer yıkım sonunda ortada yıkacak hiçbir şey bırakmıyorsa ya da yerine başka bir şey inşa etmiyorsa bu da anlamsızlaşmaz mı? Buradaki anlamın şiirdeki anlamla filan da ilgisi yok.
Ve de şair temelde “şiiri yazan yapan özneden başka” nedir ki? Ne farkı var ressamdan, heykeltıraştan, müzisyenden? Şiirin ne farkı var temelde müzikten, resimden… Araçlarının ve yollarının, yordamlarının farklı olmasından başka? Sonra görsel şiir de “şiir”i daha adından itibaren taşıyor biliyoruz ki… Görsel şair vs. konusunu ise ben kişisel olarak kabul etmiyorum. Şair şairdir… Ama görsel şiirin, şiirin tanımını da kökten değiştirmek, revize ya da yerle bir etmek gibi bir varoluş nedeni varsa, bu konu dizeli şiiri filan da aşar ki zaten…
Bana biraz karışık geldi açıkçası yahut da ben anlayamadım…
Ayrıca burda hâlâ “paradigma” konusunun da muğlak durduğunu düşünüyorum. Tamam böyle kulağa olağanüstü geliyor “paradigmayı yıkmak” da benim bildiğim paradigmalar yıkılır çünkü yeni bir –olağandışı- paradigma gelmiş ve öncekinin iflasına neden olmuştur. O halde burda yeni paradigma nedir?
Kasıt bütün paradigmaları yıkmaksa o zaman da ortada bir düşünme sistemi ya da akış da kalmaz. Ve böyle bir şeyin de söz konusu olabileceğini sanmıyorum şiir olsa da olmasa da…
O halde boşuna mı konuşuyoruz?
"Paradigmayı red etmediğiniz
"Paradigmayı red etmediğiniz sürece de oynanan oyunu sürmekte suç ortağı olmanız arasında da fazla bir mesafe kalmıyor." Bu konuda büyük bir sıkıntı yaşadığımızı söylemek gereksiz. Verili şiir kalıpları (Enis Akın) ya da poetik doğruculuk adına, nedense sanki Sistem, görsel şiiri barındırıyormuş ve imkanlarını da tam olarak anlıyormuş gibi davranılmasını artık anlamıyorum ben. Burada dönen tartışmalar, buradaki işler, "buradaki şiir" değiller sadece. Bu, dizeli olarak şiir üreten, yazı/söz ikiliğini sürdüren her şaire karşı da bir iş. O yüzden olan biteni yorumlarken, insanların dilsiz kaldığı ve papağanlaştığı yerleri de çok nadide bir şekilde görüyoruz, bunu görmemiz gerekiyor. Bu "biz" ve "onlar" kavgası değil. Ama bariz farkların olduğu yerde, daha görünmez katmanlarla olana yaklaştırmak, neredeyse "harflerle çiçek resmi çizmek, yağmur damlalarını şiirde göstermek"le eş tutulması meselenin, resmen yadsımanın diğer tarafı.
Bu tartışma kaynamasın arada. Birkaç ay içinde Görsel Şiir 1998-2010 isimli bir antoloji yayınlanacak. Burada dört tane türk şairi de yer alacak işleri ile. Paradigmayı reddetmekten ötesi yapıldı burada, tarihsel şiirin karşısına bambaşka imkanlar, sorular çıkarılıyor, kavga bundan. Bu kavganın sebebi çoğu kez bizim özensizliğimiz evet ama (en azından hangi paradigmayı zorladığımızı bilmemiz gerekiyordu) paradigmaya sığınanların da körlüğü olmakta, karıştırmayalım. Örneğin şunları akıldan çıkarmayalım;
Görsel Şiir dediğimiz şey, tarihsel avangardın bir fazı. Bu faz içinde Batılı gibi görünse de, çokça Batı Modern Sanat / Şiir anlatısının alternatif uygulamalarına gözünü dikmiş durumda. Bu bir yordamdır. Tıpkı "dada" gibi. New York Dada ile Berlin Dada aynı şey değildir. Ama illa da aynı uygulamalar falan gerekmiyor. Yerel içinde bu çeşitlenebilir. Zaten kim, "aynısı" olacak ya da "daha iyisi olacak" gibi düşünebilir ki? İkinci bir konu da, "şair" ifadesinin alaşağı edilmesidir. Bu, verili saygınlık kalıpları ya da poetik doğruculuk ya da mcdonaldlaştırılmış şiir anlayışının ötesinde herkes'in şiir yapabileceğini, kendi anlam/simge/sembol matrislerini diğerlerine gösterebileceğini iddia etmek demektir. Birine niye şair diyoruz? Çok iyi şiir yazdığı için mi yoksa birileri onu şair diye meşrulaştırdığı için mi? Bir şiire neden şiir diyoruz? şiir nerededir? orada mı burada mı? Bu sorulara cevap veril-e-m-ez! Verilenlerin hepsi talidir.
Şudur, tarihsel olarak bir sınıf haline gelmiş "şair"lerin devlet ile ilişkileri kesildiği andan bu yana, şairin, devletin kırtasiyesine ve hurufatına ihtiyacı kalmamıştır. Batı gibi bizde teşekkül eden gayet sıkı bir merkez/çevre şeysi vardır şiirde. Sıradan biri kolay kolay bu eksene giremez, bazı kabul mekanizmaları vardır. Şükür 2000'lerde baskın bir merkez kalmadığı için bugün kimine göre daha özgür, kimine göre daha etkisiz ve zayıf bir şiir ortamımız var. Ortada bir "tahakküm" boşluğu var, zaten bütün bu kavgalar da o boşluğu ele geçirmek için. Eline balta alan, diğerini biçmek için oraya doğru ilerliyor (örneğin bkz Mean Guns).
O zaman yeniden özetleyelim;
O şunu dedi bu bunu dedi
O şunu dedi bu bunu dedi üzerinden bir strateji oluşturulabileceğini sanmıyorum, bu tür bir tepkiyi tarif eden ya da onaylayan bir şeyden söz ettiğimi de..
Tabii burda bazen şöyle bir durum çıkıyor, dışarıdan bakılınca haklı olarak.. Alıntılar yapıyoruz ya da göndermeler, ama bunlar burda çekilmiş bir fotoğrafa ait olmuyor çoğu zaman.. Belki de bu nedenle böyle bir tepki ya da strateji savunduğumu düşündünüz bilemiyorum. Genelde bir ağzı dalaşı tarzım yok... Yinelersem kimin ne tür tepki vereceği kendisinin belirleyeceği bir şey. Tepkileri otomatiğe bağlamak konusunu belirtmişsiniz zaten... Doğru, enerji harcamadan olmuyor, bazen de tükenebiliyor...
Paradigmayı reddetmeyi ise biraz açmanız gerekiyor sanki... Kavram olarak değil de tam da bu durum üzerinden nasıl yorumladığınıza dair, nasıl bir yıkım şekli önerdiğinize dair belki...
Bir önceki mimle bağlarsam - ki bağlıyım- çünkü bu tür mimler konusunda fazlasıyla taşıyıcı davrandığım oluyor poetikharsa- benim yıllıkları mimleme nedenim tam da buna kökten karşı olduğum için ve bununla ilgili bir stratejim de var, ama bu görmezden gelmemi gerektirmiyor.
Ve burada kişisel olarak en çok hoşnut olduğum şeylerden birisi de bu, çeşitlilik.. Hep aynı kanaldan akmamak.. Sizin mimleriniz ya da har'ın farklı yaklaşımları gibi...
Ben otomatiğe bağlamak derken
Ben otomatiğe bağlamak derken geri çekilmekten bahsetmedim ki. Ya da tepkisizliği ya da vurdum duymazlığı övmüş de değilim. Zaten poetikhars'taki pratiklerin kendisi de pek çok şeyden daha fazla şey söylüyor. Otomatiğe bağlamak derken daha çok zaten angaje olduğunuz şeye bağlanmanıza zarar vermeyen ve dış katmanlarımıza hapsetmeyi başardığımız bir tepkiden bahsediyorum. Aksi takdirde insanın enerjisi kalmıyor.
Sizin bahsettiğiniz türden tepkide şöyle bir problem görüyorum ben: O şunu dedi bu bunu dedi üzerinden bir tepki ya da strateji oluşturmaya başladığınızda gömülüp kalıyorsunuz. Paradigmayı red etmediğiniz sürece de oynanan oyunu sürmekte suç ortağı olmanız arasında da fazla bir mesafe kalmıyor. Ve sembolik şiddet denilen şey de tam da kendini mağdur olarak görüp örneğin "bizde böyle" demeye başladığınızda işlemeye başlıyor. Meramım budur.
Söylediklerinize kısmen
Söylediklerinize kısmen katılıyorum ama kısmen de beni fazlasıyla düşündürüyor.
Neyin üstüne böyle düşündüğünüzü de belirtmişsiniz, anlıyorum ama dediğim gibi bazı konularda böyle düşünmekte güçlük çekiyorum. Mesela tepkileri otomatiğe bağlamakla hiç tepki vermemek arasında bana göre bir fark yok. Verilen tepkilerin değişikliğe yol açıp açmayacağını ya da ne kadar açacağını da bilemeyiz. Hepimiz için mümkündür evimize çekilmemiz, şiirimizi yazmamız ya da kitabımızı okumamız ya da n'apıyosak işte.. Ama böyle düşünen bir çoğunluğun oluştuğunu varsayarsak eğer birgün bütün bunları yapamaz hale de gelebiliriz. Çünkü kooridnatları tersinden, düzünden ya da yanından belirleyenlerin "düzen"i dediğimiz şey içinde ve parçası olduğumuz bir şeydir. Ve de tepki göstermek ya da eleştirmek bizi onlarla rakip haline getirmez. Yani bunları hırsla ya da onlara benzemek istediğimiz için yapıyor olmayabiliriz.
Bu sadece şiir için de değil her şey için geçerli. Poetikhars da bence burdaki tartışmalardan çok tam da bundan zarar gördüyse görmüştür ya da görüyordur. Görsel şiirin bunca şeye rağmen hâlâ zihinlerde bile dirayetle karşılanması da bunun bir parçasıdır. Elbette kendi yolumuzu yürümemiz en iyisidir ama bu yol, burda.. Görsel şiir de mevcut şiir ortamının parçasıdır şiirleriyle de şairleriyle de metinleriyle de.. Bunu biz böyle görmüyorsak, koordinatçılar hiç görmez ki...
Düşünün ki birey olarak, diyelim ki onaylamadığınız inanmadığınız bir sistemin içinde yaşamaya mecbursunuz (bu ülkede yaşıyor olmamız gibi) ve bazı şeylere tepki göstermemiz, inancımızca yanlış, eksik, zararlı şeylere mesela, iktidar talebi midir yoksa başka bir yaşama şekli isteğinin inadı mı?
Ben daha çok bu yönde düşünüyorum. Ama şurda da haklısınız "güdük edebiyat çevresi"... Doğru ama bu çevrenin böyle olmasında koordinatçı olmasa da koordinatının ne olduğunun kendisince hiç önemi olmayan şairlerin de kusuru yok mudur? Salt şiir yazmak mıdır şair olmak mesela.. Olabilir de.. Bu da tercih edilebilir... Bilmiyorum, ben ikna olmuyorum kendi içimde bunu sorunca... Yine de kısır döngülere girilmesin, eleştiri olacaksa eleştiri olsun, sokak ağzıyla mahalle kavgası değil, sıkıntımız da bu zaten biraz...
Sonuçta insanın ürettiği
Sonuçta insanın ürettiği alandaki ilişkilerden ve o alanda işleyen pratiğin mantığından etkilenmesi çok normal. Poetikhars'ı neredeyse 4 yıldır takip ediyorum. Zaman zaman bu site içerisine de sızan kavgalar, Türkiye'deki şiir/edebiyat alanında olup bitenler ve ufuk açmaktansa insana karadelikteymiş hissini veren bu güdük edebiyat çevresi sonuçta siteye yol açmaktansa enerjisinin büyük bölümünü tüketti, tüketiyor. Ve aslında bu durum sadece burası için değil hemen hemen her yer için geçerli. Ama ben yine de bütün bu etrafta olup biten şeylere tepkileri otomatiğe bağlayıp bunlara çok gömülmeden yola devam edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani koordinatları tersinden, düzünden ya da yanından neden neyin geçer akçe olup olmadığını kontrol etmeye çalışanlar belirlesin? Eleştiri ise her eleştiri kaale alınmaz ve her soru da cevaplanmaz. Bence poetikhars çok iyi bir şey yakaladı. Ve hiçbir şeye takılıp kalmadan uzaklara bakmalı.
Fazla didaktik ve göz yaşartıcı oldu ama durum bu..
insan irkiliyor valla böyle
insan irkiliyor valla böyle örnekleri görünce. daha şiirde hangi kelimeler geçer, geçebilir, geçmelidir ya da geçer tartışmalarının kenarından kenarından geçmeye çalışırken, bu örnekler de çok oluyor canım!