İçindekiler

Jean Baudrillard

(d.1929-ö.2007) Fransız düşünür ve sosyolog. Medya üzerine yaptığı çalışmalarla bütün dünyada ün kazanmıştır. Simülasyon kuramıyla günümüz siyasi ve ideolojik akımlarına radikal eleştiriler yöneltmiştir. Baudrillard'a göre artık gerçek dünya ile imgeleri arasında ayırım yapma becerisine sahip değiliz. Bugün, reklâmlar 'şey'lerden çok imgeler satıyor bize. Chanel, Calvin Klein veya GAP gibi markaların temsil ettiği nitelik veya değerden çok etiketlerini veya göstergesini satın alıyoruz. Baudrillard'ın en ünlü açıklaması, Körfez Savaşı'nın “gerçekten yaşanmadığı” ile ilgiliydi. Ortadoğu'nun ekrandaki temsili düşmanı iblisleştirmek için kullanıldı, görüntüleme araçlarıyla güdümlü füzeler fırlatıldı ve hedefler vuruldu. CNN izleyicileri savaşı daha gerçekleşirken bir 'medya olayı' olarak rahat ve geniş koltuklarında cipsi yiyerek izledi. Savaşın yeri ve bölgesi herhangi bir sınır içermiyordu. Bu savaş yayılarak Batı'da televizyon ekranlarına taşınmıştı. Füze bombardımanı ile imge bombardımanı arasında bir ayırımın yapılamayacağı noktaya dek üstelik. Baudrillard böyle bir dünyada eleştiri gücünü tamamen yitirmiş olduğumuzu öne sürer.

Hayatı

1929 yılında Reims’de doğan Baudrillard, meslek yaşamında ilk önce Almanca öğretmenliği yapmış ve 1966 yılında Nanterre Üniversitesi’nde Henri Lefebvre ile çalışmaya başlamıştır. Bertolt Brecht’ten şiirler, Peter Weiss’ın tiyatro oyunları ve Wilhelm E. Mühlmann’ın “Üçüncü Dünya’nın Devrimci Cennetleri”ni çevirmiş olan yazar, ders ve konferans vermek üzere başta ABD ve Japonya olmak üzere dünyanın pek çok ülkesine gitmiştir. Nanterre Üniversitesi’nde sosyoloji dersleri veren Baudrillard, yirmi yıldan uzun bir süre başasistan olarak kalmış, “profesörlük” unvanını ancak 1990 yılında alabilmiştir.

Günümüz düşün dünyasının en “çarpıcı” isimlerinden olan Baudrillard, kitaplarında esas olarak simülasyon, yığınların zihniyeti, “öteki”, baştan çıkarma gibi konuları ele almıştır. Üretimin, rasyonel bir etkinlik olmadığını ileri sürmüş; tüketicinin, reklam vb. yollarla aldatılmasını göz boyayıcı bir oyun ve hem üretimi hem de tüketicinin isteğini tehdit eden bir öğe olarak yorumlamıştır.

“Körfez Savaşı” sırasında Fransız televizyonunda görüşlerine en çok başvurulan düşünür olmuş, kitle iletişim araçlarında bir “star” haline gelmiştir.

İtalya, Meksika, Brezilya ve Japonya gibi ülkelerde yapıtlarının büyük bir bölümü çevrilmiştir.

Eserleri

Le Système des objets [1968]; La Société de consommation [1970; Tüketim Toplumu, Çev. Hazal Deliceçaylı-Ferda Keskin, Ayrıntı Yayınları, 1997]; Pour une critique de l’économie Politique du signe [1972]; Le miroir de la production [1973; Üretimin Aynası, Çev. Oğuz Adanır, Dokuz Eylül Yayınları, 1998]; L’échange symbolique et la mort [1976; Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm, Çev. Oğuz Adanır, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2002]; Oublier Foucault [1977; Foucault’yu Unutmak, Çev. Oğuz Adanır, Dokuz Eylül Yayınları, 1998]; L’effet Beaubourg [1976]; A l’Ombre des Majorités Silencieuses [1978; Sessiz Yığınların Gölgesinde ya da Toplumsalın Sonu, Çev. Oğuz Adanır, Ayrıntı Yayınları, 1991]; Le P.C. ou les Paradis Artificiels du Politique [1978]; De la séduction [1981; Baştan Çıkarma Üzerine, Çev. Ayşegül Sönmezay, Ayrıntı Yayınları, 2005]; Simulacres et Simulation [1981; Simülakrlar ve Simülasyon, Çev. Oğuz Özügül, Dokuz Eylül Yayınları, 1998]; Les Stratégies fatales [1983]; La Gauche Divine [1984]; Amérique [1986; Amerika, Çev. Yaşar Avunç, Ayrıntı Yayınları 1996]; L’autre par lui-même [1987]; La Transparence du Mal [1990; Kötülüğün Şeffaflığı-Aşırı Fenomenler Üzerine Bir Deneme, Çev. Işık Ergüden, Ayrıntı Yayınları, 1995]; Cool Memories I-II [1990; Siyah ‘An’lar, Çev. Ayşegül Sönmezay, Ayrıntı Yayınları, 1999]; La guerre du Golf n’a pas eu lieu [1991]; L’illusion de la fin [1992]; Le crime parfait [1994; Kusursuz Cinayet, Çev. Necmettin Sevil, Ayrıntı Yayınları, 1998]; Cool Memories III-IV (1990/2000) [1995-2000; Cool Anılar III-IV (1990-2000), Çev. Yaşar Avunç, Ayrıntı Yayınları, 2002.]

Kitapları ve kavramları hakkında

Üretimin Aynası

“Sonuç olarak “Üretimin Aynası ya da tarihi materyalist eleştiri yanılsaması”, ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından bu yana, ‘radikal’eleştirileriyle kapitalizmin aynası olma görevini yerine getirerek toplumu (ve özellikle de işçi sınıfı denilen kesimi), bunun nasıl bir sistem olduğu konusunda aydınlatmaya çalışıp, sunduğu ütopya doğrultusunda güdümlcmck islemiş olan tarihi materyalist ya da materyalist eleştiriyi neredeyse çağdışı, metafizik bir eleştiri olmakla nitelendirmeye gidecek (insan kimi zaman sevdiklerini kimi zamanda sevmediklerini yerden yere vurur!) kadar radikal halta bir zamanlar Marx’ın kullandığı bir başlıktan (“Felsefenin Sefaleti”) esinlenerek bizim bir anlamda “Marksist Felsefenin Scfaleli”ni dile getirmekle olduğunu düşündüğümüz, öte yandan yine yazarın daha sonra yazmış olduğu “Foucaull’yu Unutmak” (1976) başlıklı metnin neden olduğu bir çağrışım sonucunda da, Marx’ı demeye içim elvermiyor (zaten böyle bir ley tarihe mal olmuş bir insan için söz konusu olamaz) ama, “Marksizmi Unutma(k)”ya davet eden bir metin olarak nitelendirdiğimiz bu metin konusunda son söz (doğal olarak nesnelliğin hala var olduğuna inanan) okuyucuya ait olacaktır.” Oğuz Adanır, 1998

Simülasyon ve Simülarklar

Öte yandan nasıl olur da “Simülasyon Kuramı” gibi bir kuram üreten bir düşünür, bu kuramdan nasıl yararlanılması gerektiği konusunda herhangi bir fikre sahip olmaz? Bu soruyu yanıtlayabilmek pek kolay değildir. Kanımca Baudrillard içinde yaşadığı çağı ve ait olduğu tarihsel, toplumsal, kültürel, politik ve ekonomik sürece özgü yapılanmaları en doğru ve sağlıklı (en nesnel) şekilde algılayarak, en doğru çözümlemeleri üretmiş düşünürlerden biridir. Ancak bu durum onun tüm insanlık tarihiyle, tüm dünya toplumlarını aynı düzey ve yoğunlukta kavrayabilmiş ve açıklayabilmiş olduğunu göstermez. Bu noktada biz ünlü düşünürün içinde bulunduğu durumla Lumiere kardeşlerin sinematografı icat ettikleri günler arasında bir benzerlik bulunduğunu düşünüyoruz. Şöyle ki: Sinematografı icat eden mucit kardeşler bu icadın ne işe yarayabileceği ya da aradan elli ya da yüz yıl kadar bir süre geçtikten sonra bu aracın nasıl bir toplumsal, kültürel, ekonomik ve politik anlam, içerik ve işleve sahip olabileceği konusunda en ufak bir fikre sahip değillerdi. Oğuz Adanır, 2005

Baştan Çıkarma Üzerine

Oysa baştan çıkarma, hiçbir zaman doğayla aynı nitelikte değil, tam tersine hile niteliğindedir –hiçbir zaman enerji niteliği göstermez; işaret ve ritüel olma nitelikleri taşır. Bu yüzden de, bütün büyük üretim ve yorum sistemleri onu, hep kavramların var olduğu alanın dışına atmışlardır –böyle olması da kendi yararınadır; çünkü ancak dışarıya, bu terk edilmişlik duygusunun derinlerine yerleşerek onları meşgul etmeye devam ediyor ve onları yok etme tehdidini sürdürebiliyor. Baştan çıkarma daima, Tanrının kurduğu düzeni ortadan kaldırmaya bakar; bu düzen, üretimin ya da arzunun düzeni haline gelmiş olsa da. Bugün bile, her tür ortodoks görüş onu, bir lanet ve hile olarak görmektedir; bütün hakikatleri yoldan çıkaran bir kara büyüdür o; işaretleri efsunlar; işaretlerin uğursuz kullanımlarını yüceltir. Jean Baudrillard

Foucault'yu Unutmak

Baudrillard, uzun bir makale olabilecek kadar kısa bu metinde, özellikle Foucault’nun “Gözaltında Tutma ve Cezalandırma…” ve “Cinselliğin Tarihi” (Asıl üzerinde durulan metin budur.) kitaplarıyla, yazarın daha eski tarihlerde yayınlamış olduğu “Deliliğin Tarihi” ile diğer metinlerine de gönderme yaparak: politik iktidar, cinsel iktidar, arzu, üretim –bu arada Deleuze ve Guattari’nin Anti-Ödip’ini de eleştirmeyi unutmadan-, psikanaliz, devrim, baskı altında tutma, vb. alanları kapsayan çözümlemesini hedef almaktadır. 1976 yılında yayınlanmış olan ve Baudrillard’ın düşüncesinde temel dönüm noktalarından biri olarak nitelendirilebilecek “Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm”de yazar, gelişmiş olarak nitelendirilen Batılı toplumların tarihsel bir sürecin sonuna gelmiş olduklarını ve ulaşılmış olan bu uygarlık düzeyinin gerçekte ulaşılabilecek ya da ulaşılması gereken en üst aşama değil, olsa olsa bir başarısızlığın simgesi olabileceğini (yani herkesin söylediğinin tersini), oysa ilkel olarak (Batı tarafından doğal olarak) nitelendirilen ve simgesel denilebilecek bir değiş tokuş düzenine sahip toplumların oluşturmuş oldukları kusursuz olarak nitelendirilebilecek ritüel bir yapının yine Batıya oranla çok daha başarılı sayılabileceğini ve onun alternatifi olarak gösterilebileceğini –diğer pek çok öneri arasında doğal olarak- dile getirir. Oğuz Adanır

GÖSTERGE EKONOMİ POLİTİĞİ HAKKINDA BİR ELEŞTİRİ ÜSTÜNE

Marcel Mauss’un “Armağan Kuramı”yla Veblen ve Goblot’nun modern toplum çözümlemelerinden yola çıkarak kapitalizmin “tüketim toplumu”yla birlikte bir mutasyona uğradığını ve ortada yalnızca arz talep, değişim değeri, antropolojik gereksinimlerle bunların karşılanması vs. gibi bir anlayış üzerine oturan bir kapitalist sistem bulunmadığım söylemektedir. Ona göre “tüketim toplumu” aşamasına gelmiş olan bir kapitalizmin emeği sömürme anlayışı değişmiştir. Artık insanlara görece rahatça yaşayabilecekleri miktarda ücret veren bir sistem insanların yalnızca emeklerini değil aynı zamanda boş zamanlarını nasıl değerlendirebileceklerini söyleyip bu zamanı da (sözcüğün her anlamında) tüketerek geçirmelerini sağlayarak sömürüyü iki katına çıkartmaktadır. Oğuz Adanır