Günter Eich (1956)

"Burada öne sürdüğüm görüşler, gerçekliğin ne olduğunu bilmemizi şart koşar. Bunu bilmediğimi kendi adıma söyleyebilirim. Bizim buraya, Vezeley'e gelmemiz, hatta bu salon, bu yeşil masa örtüsü, kısaca bütün bunlar bence çok tuhaf hatta gerçek de sayılamaz. Görmediğimiz renklerin bulunduğunu, işitmediğimiz seslerin olduğunu biliyoruz. Duyularımız kuşku dolu. Zihnimizin de kuşku yumağı olduğunu unutmamalıyız.

Kanımca huzursuzluk, zaman dediğimiz şeydeki gerçeklikten kaynaklanır. Konuştuğum şu anın, aynı zamanda geçmişe ait olmasını çok saçma buluyorum. Ben gerçekliği, onun bize gözüktüğü şekilde gerçeklik saymaya yetenekli değilim.

Diğer yandan kendimi bir masayla çarpıştığını bilmeyen bir deli yerine koymak da istemiyorum. Kendimi bu mekana yerleştirmeye hazırım. Ancak hem sağır hem dilsiz hem de kör biri gibi bazı güçlüklerim var.

Varlığım, gerçeği görmeden benimseme denemesidir. Yazmak da, böyle mümkündür. Başka yerde de amaçlanan bir şeyi yazmaya çalışacağım. Şiiri kastediyorum.

Gerçeklikte yönümü bulmak için şiir yazıyorum. Ben onları bilinmeyen bir deniz yüzeyinde yön çizen işaretler diye veya trigonometrik noktalar olarak görüyorum.

Yazarak kendim için gerçekliği talep ediyorum. Okur benim şartım değil, amacımdır. Önce onu üretmeliyim.

Ben bir yazarım, bu benim yalnızca mesleğim değil, dünyayı dil olarak görmek kararımdır. Bana göre gerçek dil, içinde söz ve nesnenin bir arada olduğu dildir. Çevremizde bizi kuşatan ne yazık ki varolmayan bu dilden aktarımlar yapılmalıdır. Elimizde asıl metin olmadan aktarımlarda bulunuyoruz. En başarılı aktarım, gerçekliğe en yakın olan ve gerçekliğin en üst seviyesini yakalamış olandır.

İtiraf etmeliyim ki ben bu aktarımda çok başarılı değilim. Nesne dilini aşamıyorum. Kendimi ağaç, ay, tepe deyip yön bulmaya çalışan bir çocuk gibi hissediyorum.

Bir roman yazabilmek umudum da yok. Roman, Almanca'da haklı olarak eylem ifade eden bir zaman kavramıdır. Bu alanda kendimi yeterli hissediyorum. Sadece nesne dili için oldukça uzun zaman dilimine ihtiyacım var.

Trigonometrik gösterge yerine "tanım" kelimesi kullanılabilir. Böyle tanımlar yalnızca kullanıcıya yararlı değildirler. Onun olması bence çok gerekli. Her başarılı mısra, körün değneğinin seslerine benzer çünkü bu değneğin sesleri bende sağlam bir yerde durduğum hissini uyandırır.

Tanımlama doğruluğunun, metnin kısalığı veya uzunluğuna bağlı olduğumu iddia etmiyorum. Dört yüz sayfalık bir roman tıpkı dört mısralık bir şiir gibi tanımlar içerir. Ben, romanı şiir saymaya hazırım.

Tanımın doğruluğu ve niteliği bence aynıdır. Aktarım nerede aslına yakınlaşırsa, bence orada dil başlar. Bunun arkasında kalanlar psikolojik, sosyolojik veya çok ilginç olabilir. Seve seve bunlardan birşeyler öğrenebilirim. Hatta beni hayran bırakabilirler ve hoşuma da gidebilirler. Gerekli olan bu değildir, sadece ve sadece şiir gereklidir."

(Gesammelte Werke, Band IV. Vermischte Schriftern. Frankfurt/M. 1973 s.441-442)