Özerk söylemin yeni dünyası Birincil sözlü kültürü ayrıntılarıyla kavramak, yazının yeni dünyasını, gerçekte ne olduğunu ve işlevsel açıdan okuryazar olan insanların ne ifade ettiğini anlamaya yarar: çünkü okuryazar düşünme biçimi, kendi kendine doğal güçlerden değil, yazı teknolojisinin bu güçlerin yapısını dolaylı ve dolaysız şekillendirmesiyle çıkar. Yazı olmadan okuryazar zihni yalnız yazarken değil düşüncelerin sözlü anlatımında da şimdi çalıştığı gibi çalışmaz. Yazı, insan bilincini en çok değiştiren tekil buluştur.

Yazı, "bağlamsız" olarak nitelenen bir dil (Hirch, 1977: 21-3, 26) ya da "özerk" bir söylem kurmuştur. Yazılı söylem, yazardan ayrı tutulduğu için, konuşmada olduğu gibi soru sorulmayan, sorgulanamayan bir söylemdir.

Sözlü geleneğin değişmez ayin kalıpları; "söyleyen"in kaynak değil, sırf ileten sayıldığı kehanetler de bir tür özerk söylemdir (Olson, 1980a). Delfi tapınağının kadın kahini, tanrının sesi sayıldığından sözlerinden sorumlu tutuluyordu. Yazı, hele hele matbaa, bir bakıma kehanet özelliğini taşır. Kitap da, kahin veya peygamber gibi, bir kaynağın, kitabı gerçekten "söyleyen" veya yazan kişinin deyişlerini aktarır. Erişilebilse kitabın yazarına meydan okunabilir, fakat hiç bir kitapta, kitap aracılığıyla yazarına erişilmez. Bir metin doğrudan çürütülemez. Tamamen çürütülse bile, kitabın sözleri değişmez. Bu nedenle "kitapta öyle yazdı" sözü, hemen hemen "bu gerçektir" anlamına gelir. Ve bu nedenle de kitaplar yakılmıştır. Herkesin yanlış dediğine doğru diyen bir metin sonsuza dek -o metin varolduğu sürece- yanlışıyla yaşar. Metin doğası gereği dik kafalı ve inatçıdır.

[kitapara:Walter J. ONG] (Sözlü ve Yazılı Kültür, sözün teknolojikleşmesi)

+1
+13
-1