Biçim, biçim! diye diye kafamızı kafamızı bozan kişilere karşı şunu demek isterdik. Biçim, sizin kullandığınız dil içinde, kastettiğiniz şeyin dışında bir de "ekin kaldırma zamanı" olarak anlam bulmuş. Eğer bunu araştırma zahmetine katlansaydınız, muhtemelen "form" kelimesinin kafanızda, zihninizde, muhayyilenizin dar sokaklarında düştüğü halin ne kadar içler acısı olduğunu sezebilirdiniz. Bu dilde, ekin, çoğu kez "yazın" anlamına, "edebiyat" anlamına da kullanmışsa eğer, modern zamanlar için kullandığınız o "biçim" kelimesini kullanırken bin kere düşünmeniz gerekmektedir. Neden mi? Çünkü "Biçim", tarım toplumunun ürettiği bir kelimedir. Tıpkı, "şekil" kelimesinin bir anlamının da "dayak" olması gibi. Peki "ekin" kelimesinin "tarım toplumuna" ait olmuşluğuna ne demeli? Kelimenin anlamları böbrek taşı düşürtecek kadar fazla. "Yazmak" kelimesinin yerel ağzıda kullanım alanları nereye dayanıyor? Bir bakınız;

Yazmak (TDK)

- Hamur açmak. - Sofra hazırlamak, kurmak. - Sermek, açmak, yaymak (halı, örtü, yatak vb. için). - 1. Yarmak, çizmek (et ve balık için). 2. Bitki gövdelerini bıçak ile yarmak. 3. Ezip incelterek genişletmek (et için). - Gelin yüzü süslemek. - Saç taramak. - Yaklaşma belirtir yardımcı eylemdir: Çamurdan ayağım zıyıptı düşe yazdım. - Geçmek. - Ayırmak. - Büyü yapmak. - Şorah üzerini muntazam aralıklarla keserek yağlarını sarkıtmak - < ET yazmak,: yazmak; açıp yaymak; muntazam aralıklarla yarıklar açmak; yaylamak || meyhtup yazmak || hamıri yazmak: hamuru yaymak || kebap yazmak: kebep yapılacak et parçasını enine uzununa bıçakla çizmek || dağ yazmak: yayla yaylamak - şaşmak, yanılmak; çözmek; yazmak - 1. Nakşetmek, resmetmek, süsleyip bezemek. 2. Yaymak, dağıtmak, açmak. - 1. Şaşırıp yanılmak, hata etmek. 2. Hedefe sabet ettirmekte yanılmak.

Bir sürü yazar, çizer, 80 yıldır "biçim" konusunda yazıyor, çiziyor. Bu yazıların %99'u "biçim" kelimesinin Batılı karşılığı ile iş görmektedir. "Form" ifadesinin bizdeki kullanım "formu" neredeyse arkaik'tir. Sözlükteki anlamı şudur: "Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form." Fakat "form" gerçekten o mu demektir? Kelimenin kökü belli değil bir kere. "Form" kelimesinin "morphe" ile ilişkisini etimoloji sözlüğü yazıyor. Çoğu yerde mecazi olarak "doğa" anlamına geldiğini de öğreniyoruz. O zaman yolumuz "Ekin"den "Biçim"e geldiğinde ne görüyoruz? Yaptığımız benzetmelerin verimlerini, o tatlı meyvelerini yiyemiyoruz bile. Sonuçta biçim, biçme işi olarak, karşımıza çıkıyor. Biçilmiş bir şeyin biçimi olarak "şiir"den bahsettiğimizde, ne demek istiyoruz? Örneğin "biçim mi önce gelir öz mü önce?" diye bir soru var mıdır? Burada öz'den kasıt nedir? Öz, Hegel'in benzetmeyi sevdiği şekilde bir meyve midir? Çiçeğe ya da meyveye varırken kaybolan, tekrar meyvenin içinde çekirdek olarak yerini alacak şey olarak "öz" nedir? Kelimeler midir örneğin? Türün (Gazel, Rubai, Hece vb.) katılsal bilgisi midir? Örneğin bir gazel yazmak istediğimizde, bize bunu nasıl yazmamız gerektiğini söyleyen bilgilerin toplamına biz ne diyoruz? Ve bu bilgilerin hepsi, yazılmış gazellerin hepsinin ortak özelliği ise, o zaman aslında yeni bir gazel yazmak mümkün müdür? Yeni bir gazel yazdığımızda, aslında türü bize tanıdık kılan şeylerin baskısından kurtulabileceğimiz bir alan var mı? Sonuçta bir şeyi bir şey yapan "biçim" midir "öz" müdür ya da düzeltirsek, aslında bir şeyin Varlığı mı, yoksa Özü mü önce gelir?

Mecra olmadan bu soruların hepsi saçmadır. Şiirde, tam da bu noktada, biçim, içeriği asla belirleyemez, biçim, içeriği ancak sınırlayabilir. Türler bunun için vardır. Bugün kafamızda büyüttüğümüz, arkaik türlerin hepsi, içeriği hapsetmek, onu ekmek ve biçmek için ortaya atılmış şeylerdir. Modern zamanlarda, sanatçının simge/imge üretim kapasitesi ve ortaya çıkardığı şeyin çerçevesi düşünüldüğünde, bizim türden anladığımız sadece "ne ekersen onu biçersin" klişesi ile özetlenebilir.

Bu açılardan bakıldığında, Şiir'in nerede olduğu, Şiir'in Varlığının nerede olduğu sorusu, sadece "biçim/içerik" dualitesi ile açıklanamaz. Ekin, eğer yetiştirilmek istenilen meyvenin, yetişmesi için geçen süreç ise, biçme ya da koparma, toplama ya da almanın nasıl ve nerede gerçekleştiği kadar, bir şeyin neden portakal olduğu sorusu ile de iç içedir. Bugün bir şiiri kitabı, neden şiir kitabı, bir şiir neden şiir sorularına verilen tüm basma kalıp cevapların hepsi, aslında Şiir denen türün, ne kadar endüstrileşmiş ve üzerinde uzlaşılmış olduğunu bize göstermiyor mu? Görsel Şiir, yazının "yaymak" anlamına tam da denk gelmesi ile, neredeyse "yazının içinden çıkıp" gelmektedir ve yüzünüze doğru bağırmaktadır. Uyanın artık!

Çünkü sizin kafanızdaki "biçim" fikrinden bugüne, "enformasyon" kelimesinin ancak büyüsüne ulaşılabilir! Osman Çakmakçı'nın klişe kabilinden sorduğu sorunun altında aradığı cevapların bizi çıkardığı yer de tam o biçim / içerik travmasının ve çaresizliğinin dışa taşmasından başka nedir? "Biçim devrimci olacak ki ona uygun öz kendini görünür kılabilsin." Biçim ile içerik, Hansel ile Gratel gibidir bizim şiirimizde, orası açık..Ve haydagervari cümle kurulumları, bizde bilmece etkisinden başka ne bırakabiliyor, eğer karşında örneğin şu var ise?

Şöyle demiş Çakmakçı;

"Meseleye şiir açısından yaklaştığımızda, özellikle ülkemizde, bu sorunun üzerinde günümüzde dahi yeterince ciddi ve yoğun biçimde düşünülmediğini ileri sürmek pek de haksızlık etmek sayılmaz. Peki hiç düşünüldüğü olmuş muydu ki? "

Açıkçası, daha sözlükteki tüm/yan anlamlarına bile bakılmayan bir kelime hakkında yazılan yazılardan bahsediyorsak, hayır, hala da yazabilmiş olan yok aranızda! Görsel Şiir'e kafa yormadan, biçime kafa yoramazsınız. Ve hiç denemeden de, deneysel şiirden bahsetmeniz çok saçma görünüyor. İnsan "bildiği" bir şeyi yapar, bilmediği bir şeyi yapmayı dener.

Not: Az önce Çakmakçı'nın yazılarına tekrar baktım da, "ben şiirin yazılamayacağına, ama ancak şiirin şair aracılığıyla kendini yazdığına inananlardanım", "şiirsel bilinç", "yazdığının hesabını verme", "Perspektif dediğimiz, üç boyuttur, derinliktir.", "Bizde ise felsefe yoktur. Daha çok akıl yürütme, sanılarda bulunma ve komplo teorileri vardır. Biz üretmeyiz, ama hakkında konuşuruz. Yaratmayız, ama lafını ederiz.", "İçeriksiz biçim boştur; biçimsiz içerik ise vücut bulmamıştır, var olamaz" gibi ifadelerin neredeyse "akla ziyan" olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum. Çakmakçı, bence bu iddialarını şiirinde göstermeli ve "akıl yürütmeyi" bırakmalıdır. Örneğin Perspektif'in bir yanılsama olduğunu, gerçek olmadığını, bizden uzakta olan şeylerin "küçük" olmadığını herhalde kendisi de bal gibi biliyordur (ya da tren raylarının bizden uzak bir noktada birleşmesinin bir yanılsama olduğunu da biliyordur).

Yorumlar

sepp kullanıcısının resmi

sepp demiş:

(...)

Rüyadaki sahicilik çekirdeği, dolayımsız bir mevcudiyet olarak sanatçının bilinçdışı imgesi yerine, sanatçının bilinçdışının kendinde mevcut olmalı; gösterenle gösterilen ya da biçimin kendiyle biçimin maddesi gibi ayrımlar bir yana, bizzat biçim verme süreci ile verilen biçim bile eşitlenmelidir. Çünkü "çalışan insanın konumu, teknik açıdan aslında teknik eylemin kendini hazırlayan iki yarım eylem gerçekleştirir. Bir yandan toprağı hazırlar; onu biçim verilebilir, topaklardan ve kabarcıklardan arınmış bir maddeye dönüştürürken diğer yandan kâseyi hazırlar. Biçimi ahşap bir kâse ile bu kâsenin içinde sıkıştırılmış toprak, biçim vermenin ön koşuludur: Toprağa biçim veren, işçinin kendisi değildir - toprak, kendiliğinden biçim kâsesinin biçimini alır. Çalışan insan bu eylemin aracılığını yapar, ama onu gerçekleştirmez: Koşullar yerine getirildiği sürece biçim verme kendiliğinden gerçekleşir. Biçim verme sürecinin en yakınında olan insan, onu bilmez. Bedeni eylemin gerçekleşmesini sağlarken, teknik eylemin temsili yoktur çalışma sürecinde. Biçim vermenin özü yoktur bu eylemde; teknik sürecin etkin merkezi, teknik sürecin kendinden gizlenir *

* Andre Breton, Der Surrealismus und die Malerei, Berlin, 1967, s. 76

İmgenin Pornografisi, Zeynep Sayın, Metis, s. 159-160

(...)

İçerisi ile dışarısı arasındaki sınırı zorlayan, dikeylik ile yataylık arasındaki ayrımı yaran, gözün merkezlenmesinden kaçınan bir kavramdır informe. Otomatik ve ihtilaçlı bir eşitsizliktir; biçim bile değil, biçimin ötesidir. Bu bağlamda yazı ile fotoğraf, yazınsal imge ile görsel imge arasındaki ayrımlar da geçerliliğini yitirir. Amaç yazmayı ve görmeyi birer karşıtlık olarak öneren ilkenin kendini imha etmek, görsel ya da yazısal bir metin yazarken, yazma ve çizme, görme ve okuma arasında ayrım yapmamak; göze, onların öncesinde yatan kendiliğindeliği geri vermektir. Yazısal ve optik bilinçdışı, yazma sürecini otomatize ederek imgeyi fotoğrafik ya da alfabetik bir yazıya dönüştürmekte, bunu dışsal hiçbir müdahale olmaksızın gerçekleştirmektedir.

İmgenin Pornografisi, Zeynep Sayın, Metis, s. 165

denge kullanıcısının resmi

denge demiş:

Görsel şiir, türkiye'de bugün şiirle uğraşan (yapan/takip eden/yazan) birçok kişi tafaından açıktan açığa tartışılmaya başlandı gibi. en azından görsel şiir dendiğinde "o ne lan" öbeği daha az duyuluyor ve herkeste fikir de oluşmaya başlamış.

serkan_isin kullanıcısının resmi

serkan_isin cevaplamış:

ve işin en ilginci bu adamların hiç biri bugüne kadar bir görsel şiir örneği görmüş değiller. düşündürücü.