Mavi Ekran hatası olarak Yeni

Birincil sekmeler

Analojide elbette sınır yok ama birkaç gündür ben Modern Türk Şiiri'ni (evrensel şiir dünyası içinde olmak üzere) kendine özgü bir işletim sistemine benzetmeye başladım; eski, hantal ve durmadan hata üreten bir işletim sistemi. Bu kadim işletim sistemi yazıldığı, kurulduğu günden bugüne, neredeyse hiç güncellenmemiş, sadece birkaç büyük yama işleminden geçmiş gibi görünüyor. Bu analojinin birebir işlemesini sağlamak ve okurun kafasında ne demek istediğimi canlandırabilmek için önce, işletim sistemi nedir, ona bir göz atalım;

"İşletim sistemi, bilgisayar donanımının doğrudan denetimi ve yönetiminden, temel sistem işlemlerinden ve uygulama programlarını çalıştırmaktan sorumlu olan sistem yazılımıdır. Örneğin, Windows, Linux, Unix, Mac gibi." (*)

"Bilgisayar genel bir tanımla ifade edilecek olursa girilen verileri işleyen yani mantıksal ve aritmetiksel işlemler yapabilen ve bu bilgileri saklayabilen elektronik bir makinadır." (**)

Modern Yazılı Kültürümüz ne zaman ya da ne şekilde başladı, bu konuda elbette çeşitli anlatılar bulmak mümkün. Dil olarak bugün kullandığımız türkçenin kullanımda olduğu süre belki de burada ayırıcı bir bilgi olabilir. Ama tarihçelere bakarsak, Cumhuriyete değin gelen şiir anlayışı ya da poetika makinaları gelen verilerin çeşitlenmesi, yapılması gereken işlemlerin artması, bilgi (burada enformasyon ya da veri) ile kurulan politik ve sosyolojik bağlantının değişmesi gibi birçok nedenden dolayı ya tamamen yıkıldı ya da tanınmayacak halde dönüştürülerek yeniden programlandı. Bu programlamayı yapanların edebiyatçılar, sözlükçüler ya da yazılı kültürü oluşturan öğelerle haşır neşir olanlar olduğu düşünülebilir. Ama dönüşüm -durmadan ve her zaman bize söylendiği gibi- tepeden tırnağa fakat baştan aşağı şekilde olduğu için bu yeni işletim sisteminin verimi ve yapabilecekleri konusunda hepimiz şüphe içindeyiz.

Şiiri ya da edebiyatın diğer türlerini düşünürsek, yüzyıllar içinde sadeleşmeci hareketten, heceye, serbest vezinden, anlamsız şiire bütün gelişmeler ya da değişmeler, bu devasa işletim sisteminin imkanları konusunda bizde çeşitli şüpheler yaratıyor.

Bir işletim sistemi, her gün bilgisayardan beklediğimiz bir sürü şeyi temel olarak yapmakla yükümlüdür. Örneğin, bilgisayara bağladığınız yeni bir aygıtı tanır, onunla iletişim kurar ve onu kullanabilmemiz için gerekli işlemleri yerine getirir. Bilgisayarı kullanırken, arkada çalışan donanımı idare eder ve buna uygun olarak bellek, boş alan vb. araçları çalışmamızı etkilemeyecek şekilde denetler. Daha önce oluşturduğumuz dosyaları (ki dosya oluşturmak ve saklamak onun görevidir) için bir dosya / arşiv sistemi oluşturur. Sistemin güvenliğinden sorumludur. Kullanılan yazılımlarla bilgisayarın donanımı arasında iletişimi sağlar ve komut sistemini de çalıştırmamıza olan verir.

Bu haliyle yazılı (sözlü ve basılı) kültürümüz, bir işletim sistemi olarak bize şunları sağlamaktadır. Öncelikle sistem için gerekli olan donanımı sağlar (matbaa, kitap, gazete, dergi, internet vb.) Bu donanımların çalışacağı mecralarla iletişim kurar (yayın evleri, gazeteler, kitap evleri, televizyon, internet vb.) Bu donanım ve mecralarda, herkesin anlayabileceği bir yazılım dili (komut dizgesini hatırlayalım) vardır ve bu yazılım diline işlem yaptırmak için çeşitli ve değişik programlama dillerine olanak verir (örneğin öykü, örneğin makale, inceleme, tüm edebi türler vs.) Burada proglama dilini, edebiyat türleri ile karşılamak mümkün olduğu gibi, tek bir şiiri, tek bir öyküyü de kendine özgü dili ve yapısı (üslup) ile düşünebiliriz.

Modern edebiyatımız, uzun zamandır, güncellenmiyor. Makinaya taktığımız onca aygıtı tanıyacak, anlayacak ve bunları sisteme açarak, kullanıcıların hizmetine sunacak bir altyapısı yok. Bu yüzden de durmadan ve durmadan hata üretiyor. Bunun örneklerini, analojiden yola çıkarak herkes görebilir. Örneğin ilk programlandığında görsel/işitsel imkanlar o kadar güçlü olmadığı için şiir sistemini ona göre oluşturmuştu, ses, dize, ahenk, anlam, hece, ölçü. Bu, her ne kadar "yeni" olarak adlandırılsa da, önceki sistemin, sağlam kalan yapılarının yeniden işlenmesi olarak görülebilir. Burada "çığır açan şey" işlenen bilgidir. Kısaca anlatmak gerekirse, Garip'in yeni dünyayı anlatırken "ahenk, ses vb." öğelerden koptuğu söylenebilir mi? Onları yeniden "yorumlamak" (interpret) ve "derlemek" yoluyla o biçime ve dile ulaşması yanında, çevre birimlerin (yeni insan, yeni dil, yeni kurumlar, sokaklar, anlamlar ve katmanlar, hiyeraşiler, kutsallar vb.) sağladığı verinin de işlenmesi için daha "hafif" ve geçirgen bir şiir işleme makinasına ihtiyaç vardı.

Benzetmeler elbette yapılabilir, ama burada benim öne sürmek istediğim, modern anlatının ister siyasal, isterse toplumsal mühendisliğinin, ultra-pozitivizm ile körlük arasında konumlanmış "programlama" tekniğinin, bugünün şartlarında, edebiyat teknolojilerini ve buna bağlı yeni veri üreteçlerini hantal bıraktığı ve sisteme yüklendikçe durmadan ve durmadan "mavi ekran" çıkardığı yönündedir. Örneğin bu sisteme, o yeni veri alanlarından toplanmış bilgilerle işlem yapmaya çalıştırıldığında, sistem (ister eski kafalı eleştirmeciler, ister yapısal reenkarnasyonlarla, ister kök hücreleri ile) sadece ve sadece hata kodu üretmektedir. Sanıyorum, yeni eleştirmeciden beklediğimiz, bu analojinin getirdiği noktada, yeni bir işletim sistemini yaratabilmek için gerekli analizleri yapabilmesidir.

Son dakika: Nanonizm diye birşeyi ve nanonist manifestoyu da gördükten sonra bu sistemin, artık overflow stack, syntax error ve buna benzer tüm hataları birlikte ürettiğini de söyleyebiliriz. Ne mutlu türküm şiire!

nanonizm nanifestosundan tadımlık;

Bilindiği gibi na ve no kelimeleri Türkçe, Arapça, Farsça, İngilizce gibi doğu ve batı dillerinde ‘hayır, yok’ anlamlarına gelmektedir.

Dolayısıyla biz nanoistler buradan hareketle ‘na ve no’ kelimelerini birleştirerek, nanonun konusunda ve içeriğinde ‘yok yoktur’ diyoruz.

Yani nano kelimesine ‘her şey vardır’ anlamını yüklemekteyiz. Ve yine nano’yu ‘iki yokluktan doğan varlık’ olarak tanımlamaktayız.

(*) (**)

Yorumlar

üstübal kullanıcısının resmi

Yeni bir işletim sistemi için analizlerin sürekli aynı hata kodunu vermesindeki tuhaflığı fark etmesi gerekiyor en başta.. Ama bunu söylemek bile ultra-pozitivist olabilir. Tıpkı kuantum'unj kendini var ederken pozitivizme bir üsreliğine ve süreç-yöntem olarak başvurduğu gibi bazı muğlak gibi görünen yeni işletim sistemleri için de bazı tekrarlanabilir süreç-sistemlere mesela ultra da olsa pozitivist mantığın yöntemine ihtiyaç duyulabilir. Aslında, nasıl yapısalcılık pozitivist bir yöntem ise post yapısalcılık da o pozitivizmi sorunsallaştırması ve o pozitivizmi yine kendi mantığıyla ayrıştırması anlamında ultra-pozitivist olabilir. Oysa şu anda bizi getirdiği yere bir bakalım, çok daha muğlak ama yaratıcı bir ateşleme alanındayız sanki.. Bunun gibi epistemik kopuşlarımızın her biri kopuşlarını gösterge sistemlerinin zayıf noktalarından-halkalarından üretmek zorunda. Bu hata kodu arama ritüeli bile modern bilimin ürettiği bir değer olarak karşımıza çıkıyor yani..

Yine de çabalar, hata kodunun kendisini bir hata olup olmayacağı sorunsalı üzerinden yürümeye başladığında işletim sisteminin kendisi kendi gösterileni üzerinden ters-yıkıma uğrayabilir: bu da pozitivist işte!

Bir yandan da pozitivist de olsa işletim sistemini aşırılaştırarak hata kodunun faşistleşmesini sağlamak bir çözüm olabilir mi? Uyaran fazlalığı işletim sistemini yorabilir mi? Aslında 2000 yıllarının başındaki genç yeni şiirin çıkışı da bu sebeple oldu biraz; aşırı uyarımla beraber statik şiir yoğunluğunu reddetmeye başladı. Hata kodunu hata kodunun güncellenmemesindeki tuhaflığı fark edip çözmeyi yeni bir işletim idealiyle ilke edinen yeni şiirsel kopuş, mavi ekran hatasını yeni bir resetlemeye dek erteleyen bir ekran koruyucu olarak mı işlem görecek yoksa tersi mi hep beraber göreceğiz...

televarolus kullanıcısının resmi

"ekran koruyucu" ifadesi gerçekten süper! çünkü örneğin sistem arıza verirken, "teknik bir hatadan dolayı sistem şu anda çalışmıyor, alıcılarınızın ayarları ile oynamayın!" türü bir yazıyı çıkartan "deneyselci" şeyler de var karşımızda, öyle değil mi?

bana göre, türk şiir bir işletim sistemi olma özelliğini çoktan kaybetti. işletim sistemlerinin ilkel hallerini düşünelim, kağıt çıktı verirdi ve delikli kağıtlardı bunlar. yorumlanmaları için o bilgisayara özgü bir dil kullanmak gerekiyordu (mesela fortran vs.) o dillerde birşeyler yaptırmak için bilgisayara "özelleşmiş" bir dil kullanmak gerekiyordu yani ve gelen yanıtta öyle idi.

ben bilgisayar programlama dilleri ile günümüzde şiirin birlikte geliştiğini düşünüyorum, oldukça birbirlerine benziyorlar.

ikinci yeni ya da garip ya da epik gibi türleri önümüze sürenler, sanıyorum "işletim sistemi görünümüde bir ekran koruyucu" tasarlıyorlar kafalarında.

üstübal kullanıcısının resmi

Haklısın hem de çok! Şimdi hemen aklıma gelenleri yazayım: şimdi şu ekran koruyucu ritüelinin bir mutlaklaşmayla işletim sistemleri hayaletini koruduğunu korurken de simgeleştirdiğini farz edelim, Bu farz vacip olmaktan öte aslında koruduğunun işletim sistemlerini yöneten zihniyet olduğunu fark etmemiz güç olmayacaktır. İkinci Yeni diye bir şey mi var nedir bu bir ekran koruyucu, neyin ekran koruyucusu türk modern şiirinin, peki o neyi temsil ediyor cumhuriyet devrimi rejimini! Bu rejimi tesis etmekten öte rejimi güvence altına almak için her yere Atatürk anıtı diken zihniyeti çağrıştırıyor. Her anıt bir ekran koruyucu! hata veya error vermeye başlayan, dış mekandan iç mekana anıt-meydan-kent'ten dijital-internet-kent'e taşınan bu sistem çürümüşlüğünü ve reset öncesi son download'unu yakalama telaşında! Önizlem ise mavi ekran hatasıyla uyarılıyor.. Ekran hatası kendi kurulum mantığını değilliyor.. Buradan ancak yeni bir zihin ve bir devrim'in preload'uyla çıkış mümkün, çift-çift çekirdeklerimizi zorlamanın tam zamanı

serkan_isin kullanıcısının resmi

Eskiden C64 zamanlarında "kafa ayarı" diye birşey vardı. C64 m veri okuduğu ve yazdığı için, teyp okuyucunun üzerine yerleştirilen bir tane kirmizi led, ışığın parlaklığı ya da zayıflığı üzerinden, o bandın ne derece düzgün şekilde okunduğunu/yazıldığını gösterirdi.

Analojide sınır yok demiştim ya, oraya geleceğim. Ekran bir yansıtıcı yüzey. Sistemin görünürlüğü sadece "ekran"dan anlaşılmaz. Sistemin bağlı olduğu şehir şebekesi (elektrik), güç kaynağı, klavye, fare vb. gibi tonla çevre birim var. Sistem bunlarla görünür kılınır bir nebze. Şiire dönersek, şiirin görünürlüğü hiç bir zaman "tek katmanlı" olmadı. Her zaman şairin gövdesine, dile, yazıldığı dilin sesine, daha sonra o dilin yazı ile olan ilişkisine, yayın ilişkisine, bağlı bulunduğu sınıflar ve sınırlar arası ilişkileri vs.

Mavi Ekran, bir gösterendir, kendi başına bir gösterge değil. Gösterdiği şey ilk elde sistemin bir hataya maruz kaldığıdır. O hata metnini düzgün okuyabilirsek donanımda mı yoksa yazılımda mı yoksa her ikisinde de mi bir hata olup olmadığını araştırabiliriz.

Bir çok insan tarihselliğini unutarak şiire bakar, bir çoğu da o tarihselliğin içinde boğulup kalır. Oysa, ancak yaşayan ve canlı bir sistem hata üretebilecek kadar da canlı olacaktır.

"Yangın var" diye bir hata mesajı ile karşılaşsak, "nerede?" diye sormamız doğal. Modern şiirimizin hata kodları, hiç de spesifik değil. Çünkü daha önceki o hatalar "resetlerle" geçiştirilmiş. İlk kez resetlenmeye dirençli bir hatalar silsilesi ile karşı karşıyayız ve hiç bir veriyi yedeklemediğimiz için de biraz endişeliyiz..

Sayfalar