dil

30 Nov

Söylenemeyen seslerin gösterilmesi

in Deneme, dil, görsel şiir, sembol, ses, söz, varlık

Dili bir ifade aracı olarak görmekten hiç değilse bir adım öteye geçmek gerekiyor. Dil, konuşma ve yazmaya sığdırılamaz. Herhangi bir sözlük toplamıyla da sınırlanamaz. Konuşma ve yazma çıkarılabilen sesler ve bilinebilen sembollerle sınırlıdır. Genellikle bu bize anlamı iletme iktidarı vermez. Doğrusu burada bizim bir iktidarımızın olabileceği de kuşkuludur. Burada ses çıkarabilmedeki başarımız ve sembollerle bağlantımız da etkilidir. Sesi nasıl çıkarabiliyor, sembolleri nasıl bir ilişkilendirmeyle sunabiliyorsak ilettiğimiz o [kadar] olacaktır.

25 Oct

Dil döndürme

in Deneme, dil, dolandırma, döndürme, dönme, malumat, teknik

Görsel şiir tartışmaları için önnot

Biraz acele ederek buna “dili dolandırma” diyebiliriz. Anadolu’da “dolandırmadan söyle” diye bir ifade vardır. Dolandırarak söyleme ya meselenin özünü bilmemekten ya da özü gizlemek istemekten kaynaklanır, dolayısıyla bol malumatlı bir söylemedir.

Malumat çokluğunda meselenin özünün izini sürmek oldukça güçtür. Dil olmadık biçimde teknik bir yapıya evrilir. Bu teknik durum hesaplı, planlı bir retorikle besleneceğinden malumat durmadan kendisini üretmeye başlar. Giderek malumatın öngörüsü anlama hakim olur.

28 Nov

BEN BEN DERİM VE SEVERİM BEN BEN DEMEYİ BİLENLERİ

in dil, eleştiri, görsel şiir, Gündem Tuhaflıkları, postmodernizm, şiir tarihi, türk şiiri

KÖRLER VE FİL

Yaptığımız şeylere görsel şiir adını verdiğimizden beri –ki bu ad en azından birçok kültürde ve dilde üzerinde uzlaşılabilmiş yegâne ve güncel özelliği bu sanatın- şiir kamusu tarafından birbirlerinden büyük bir marifetle ayrılmış, Türkçe içinde nedense iki düşman kavrama dönüştürülmüş “resim” (biçim) ve “şiir”in (öz) böyle bir çırpıda bir arada kullanılmasının pek kolay olmadığını gördük.

Bize gelen eleştirilerin tonu ve tonajı geldikleri tarafa bağlı olmaksızın neredeyse aynı faz aralığı içindeydi.

27 Oct

Prefabrik edebiyat

in aristo, Deneme, dil, hakikat, metafizik, nietzsche, varlık

"Soykütüğü"nde “Belli bir canlı türünün onsuz yapamayacağı şeydir.” der Nietzsche hakikat için, ve ekler: “Hakikat diye bir şey yoktur, o halde her şeye izin var.” Bu sıkı [sıkıştırılmış] alanda [darboğaz] konuşmaya cesareti olan kim var? “Belli canlı türü”, dahası bu kukla tanrılar bırakın keşfedilen bir hakikatten söz etmeyi [varsa bir hakikat, saklambaç oynamaz; zuhur eder] hakikatin sahipleriymiş, ellerinde tuttukları bir hakikat varmış gibi konuşurlar. Bunu hemen yanlışlamaya sıvananlar olacaktır.

Yardım
X
Bir dakka..