Gündem Tuhaflıkları etiketi ile yaftalanmış yazılar

Türk Şiir Kamuoyu'nun başka işi yok mu?

"Dağlarca’nın vefatının ardından ‘Yaşayan En Büyük Türk Şairi’ unvanını kimin alacağı konuşulmaya başladı. Biz de yazar, şair, eleştirmen ve kültür sanat editörlerini arayıp bu unvanın yeni sahibini sorduk." diyor .

Sükût Suikasti: Reloaded

Bir süredir, yazın dergilerinin deneysel edebiyata karşı artan ilgisini takip ediyorum, bu dergilerden Karayazı’da, şöyle bir ifade vardı:

“Aslına bakarsanız tüm tartışma, neyi tartışıyor olmamız gerektiği üzerine; dergiler de bunun için vardır: Gündemin ne olması gerektiği tartışması.”(Enis Akın, Sf. 8)

Tehlikeli Alakasızlık: Meraksızlık

Hece'nin 141. sayısı "Tehlikeli Alaka: Edebiyat ve Deneysellik" ayrılmış. "edebiyat ve deneysellik" arasındaki ilişkiye, olumlu yaklaşıyor gibi görünüyor. Her ne kadar bu bir değerlendirme yazısı olmasa da, yine de gözüme çarpan ufak tefek birkaç konuyu ben de hatırlatayım.

Postmodern tabaka

Y/emek

Ülkemiz öyle güzel, öyle bereketli bir yerdir ki, kavramlarla kurumlar arasındaki ilişkiler her an yeniden kurulabilir ve düzenlenebilir. Bu anlamı ile örneğin kategori ya da katman diye birşey yoktur. İktidar, tek bir şeye yarar: "üstünkörü her yargıyı" dillendirebilme lüksünü sağlar. Örneğin ülkemizde, herkes herşey hakkında bilgi sahibidir ve bunun karşısında şaşmaktan öte de yapacak birşeyimiz yoktur.

Kutsal bilgi kaynağı

Enformasyon ile ilişkimizin, dezenformasyon üzerinden belirlendiği, görsel kültürün, 2. Sözlü Kültür bombardıma altında yürüdüğü bir zaman yaşıyoruz. Bilgi edinme yollarımız aşırı bilgiden trafiğinden "tıkanmış" durumda. Şiir ve edebiyatın, kendi bilgilenme yolları ve epistemolojik gelenekleri olduğunu, en azından günün "popüler" kaynaklarından beslenmeyeceğini düşünürdüm, fakat yanılıyorum.

"Sözden Göze Evrilen Şiir" üzerine

Karagöz Dergisi'nin 3. sayısında, Ali Görkem Userin'in "sözden göze evrilen şiir" yazısına rastladım. Alıntıyı geçersek, yazı şöyle başlıyor:

"Geçmişi, Amerika ve Avrupa uzantılı sitelerde ne kadar geriye gidiyor bilmiyorum." (Görsel şiirden sözediliyor.)

Şiir öldü ve yaşasın Blackberry ve aktif pazarlama!

"Şiir öldü. Tersini iddia edenlerle tartışmaya hazırım. Bugün şiir okurken yaptığımız, bir müzenin koridorlarında dolaşmak ve geçmişin azametli günlerini özleyerek gözyaşı dökmek. Artık bir şiirin güzelliğinden dolayı duygulanmıyoruz. Duygulanıyoruz, çünkü okuduklarımız bize dünyanın şiirle dolu olduğu ve asla geri dönmeyecek o güzel günleri hatırlatıyor.

Ahmet Oktay ya da Poetika'nın İmkansızlığı

Mahfil 9'da Ömer Şişman alıntılamış, benim gözüme çarpmamıştı konu. Ömer Şişman 'Etrafında "yanılıyor olamaz mısın?" diyen yok." demiş, ben de diyorum ki, ne zaman oldu ki? İzninizle Türk Şiiri'nin bugünü hakkında söylenen herşey konusunda, küstahça ve protokolsuz bir biçimde cevap vermeyi tercih edeceğim. Ahmet Oktay'ın -ve sanıyorum ki kısmi ideolojik amca olarak onu seçen 'günümüz şair'lerinin bir kısmına da böylelikle sorular sorabiliriz.