Ah bir flux olsa..

13. Eylül 2009 - 0:16 - a poster for a Fluxus happening.

Dizeli şiirin tarihsel açmazlarından mı yoksa tam olarak modern-sonrasının getirdiği bir zorunluluktan mı bilinmez -ki aslında bilinir mutlaka, yeni bir olgu ile karşı karşıya olacağız yakında. Bu olgu, daha önce "kolaj" ile ilgili pek kaygı gütmemiş bir dilin edebiyatının geldiği noktada neler yaptığını da bize gösteriyor gibi. Şiir yeterince "sıkıcı" olduğu için, sıkıcı olan tarafın aşındırılması yönünde, şu denenmiş:

Harbiden ne olabilir derdi?

73 Milyon kişinin yaşadığı bir ülkede, yıllık 250 adet şiir kitabı üretimine "yetişmesi zor" diyerek burun kıvıran Turan Karataş, 2010 yılında çıkan kitaplardan çiçek falı bakmış, en sonra bıraktığı "bitkiben" ile ilgili de şu aşağıdaki ifadeleri kullanmış.

"Arzulu mudur bir tank, acaba, rüyasında"

Hilmi Yavuz Zaman'da yazıyor "Oktay Rifat'ın bu iddiası, büyük olasılıkla, onun 'Perçemli Sokak'a yazdığı giriş yazısıyla ilgilidir ve bu başlıksız yazıyı Oktay Rifat, bir tür 'İkinci Yeni Manifestosu' gibi düşünmüş olmalıdır." deyip geçiyor. İddialar ya da sonradan Rifat'a vurulmaya çalışılan şamarlar düşünüldüğünde, ortada böyle bir iddia varsa bile Rifat'ın eserinde, 1945'ten 1956'ya kadar olan süreç izlendiğinde, hiç de Rifat'ın pattadanak böyle bir yazı yazmadığını görebiliriz.

"şair değilim ama nükteciyim"

Geçenlerde Cihat Duman'ın "yumuşak g" dergisine verdiği bir röportajı okudum (ama kendi blog sitesinden). Onu okuyunca fark ettim ki artık günümüz (özellikle) genç şairlerinde moda olmuş "ben şair değilim", "şiirin canı cehenneme" lafları, pek söylenir oldu. Bunu bazen belki biz de söylüyoruz da. Peki bunları bize söyleten nedenler ne olabilir acaba?

Bu arada o söyleşiyi yararı olur diye aşağıda veriyorum.

(...)

Cihat Duman’la yeni çıkan kitabı “Ya da Pişman Değilim” üzerine kısa bir söyleşi yaptık.

Barışla beni şiirleyeyim seni

20. Mart 2016 - 10:39 - iyeleri

BirGün Kitap Eki, 25 Eylül 2010, Mustafa Köz Şiir oku köşesi var ekin. (M. Köz'ün bir dönem çıkardığı derginin adı) Başlık, yazının başlığı. diyor ki: ... Şiir, birtakım sözcük, imge, ileti, algı, duyuş vb. nin kimi yumuşak, kimi sert savaşımından mayalanır. Esinlenme, yani ki, şiir olma durumunu içinde barındırmıyorsa, insana, onun özüne, aşkınlık derecesinde hitap etmiyor demektir. Barış, şiir, biri diğerinden daha köklü üstünlüklere sahip değildir. Devrim olur, şiir havası koklanır. Şiirin bizzat kendisi devrimdir. Ölünür, kaleminiz kırılır, gene öylesi." ...

Düşüncenin Sonbaharı

Duyulan anlamın erimiş ritmini boğan sözcük de böyledir; taşlara karışmış kalın köklerle kaplıdır bu ritimler; ateşli anlam gizlenmiştir; üst katman sözcük-imgedir (metafor); sesi, dil tarihinin bize söylediğine göre, bölük pörçük, parçalanmış seslerin bitiştirilmesidir; imge ise sesin bozulma süreci; ve sıradan bir sözcüğün -ot!- anlamları ondan serpilmeye koyulur; yan; fonetik saflığın kaybolması diyalektik görkemin gelişimidir; ve görkemin kayboluşu düşüncenin sonbaharıdır, terimdir.

Bana ne oluyor?

Olan bana olduğu gibi mi oluyor? Bu belirlenebilir, karar verilebilir bir durum mudur? Bende olanla, bende olmayan nedir? Bende olanın bende olmayan olmaması beni bensiz yapar mı? Beni ben yapan bende olan mıdır, olmayan mı? Ben bensem bende olmayan nedir? Benim yaşadığıma; işte_ yahut: öldüğüme karar verilebilir mi? Henüz bilmediğimiz, henüz biçimlen[diril]memiş iletişim, bilişim yolları kullanılmadan iletişim- içinde- olmayan- şeyler’in iletişim kabiliyetlerini ileri sürmek bir yaklaşmadan ibarettir. Ne biricik kelimemiz var, ne kayıp babaocağımızdan miras saf ”ana” dilimiz.

Sayfalar