Buradasınız

RET

Birincil sekmeler

bibliobot tarafından 13. Temmuz 2010 - 9:39 tarihinde gönderildi
Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -10

‘yukarı’ dedin

Ret, "İmparatorluk" M. Hardt&A. Negri

Bartleby yapmamayı tercih ediyor. Herman Melville'in klasik hikayesinin gizi reddin mutlaklığında yatar. Patronu ondan görevlerini yerine getirmesini istediğinde, Bartleby sakin bir biçimde durmaksızın "yapmamayı tercih ederim" diye tekrarlar. Melville'in karakteri uzun bir tarihi olan çalışmayı reddetme geleneğine yatkındır. Elbette, her işçi bir anlamda patronunun otoritesine karşıu çıkmayı ister; ama Bartleby bunu uç noktaya taşır. O şu ya da bu işe itiraz etmediği gibi, işi reddetmek için herhangi bir gerekçe de sunmaz; kılını kıpırdatmaz ve mutlak anlamda takmaz. Bartleby'nin tutumu, kısmen son derece sakin ve huzurlu olduğundan; ama daha çok reddi mutlak olacak kadar belirsiz olduğundan aslında karşısındakini çaresiz bırakır. Bartleby basitçe yapmamayı tercih eder.

Melville'in metafiziğe büyük tutkusu düşünüldüğünde, Bartleby'nin ontolojik yorumlara davetiye çıkarmasına şaşmamak gerekir. Reddi öylesine mutlaktır ki, Bartlebey tamamen boş, nitelikleri olmayan bir insan olarak görünür ya da Rönesans filozoflarının deyişiyle, homo tantum, yalnızca insan, başka bir şey değil. Salt edilgenliği ve her tikeli reddeşiyle Bartleby bize bir genel varlık figürü, olduğu gibi varlık, başka hiç bir şey olmayan bir varlık örneği sunuyor. Ve hikaye sürerken o kadar soyunuyor ki- çıplak insanlığa, çıplak hayata, çıplak varlığa o kadar fazla yaklaşıyor ki- sonunda siliniyor, Manhattan'ın adı kötüye çıkmış hapishanesi Tombs'ın dehlizlerinde buhar olup uçuyor.

J.M. Coetzee'nin şahane romanı Micheal K. Nasıl Yaşadı?'nın ana karakteri Micheal K de bir mutlak ret figürüdür. Ama Bartleby hareketsizken, neredeyse kendi edilgenliği içinde taşlaşmışken, Micheal K bir bahçıvan, sade biridir; o kadar sadedir ki bu dünyaya ait değilmiş gibi görünür. İç savaşla bölünmüş kurgusal bir ülkede Micheal K'nin yolu sürekli olarak tellerle, engellerle ve otoritelerin diktiği kontrol noktalarıyla kesilir; ama o sessizce bunları reddetmeyi başarır, yoluna devam eder. Micheal K sadece sürekli hareket olsun diye yoluna devam etmez. Engeller sadece hareketi sekteye uğratmayıp hayatı da durdurur ve bu yüzden Micheal K hayatın devinimini sürdürmek için onları mutlak anlamda reddeder. Onun gerçekten yapmak istediği bir tür balkabağı yetiştirmek ve onları arsızca büyümesini görmektir. K'nin otoriteyi reddi Bartleby'inki kadar mutlaktır ve bu mutlaklık ve sadelik onu da ontolojik yalınlık düzlemine oturtur. K de çıplak evrenselliğe yaklaşır: "insan ruhu sınıflandırmaların üzerinde ve altındadır," yani homo tantum varlık.

Bu yalın insanlar ve onların mutlak retleri otoriteye olan nefretimizin ifadesinden başka birşey değildir. Çalışmanın ve otoritenin reddi ya da gerçekte gönüllü köleliğin reddi özgürlükçü politikaların başlangıç noktasıdır. Çok önceleri Etienne de La Boétie tam da böylesi bir ret politikası önermiştir: "Artık hizmet etmeyeceğinize karar verin, bir anda özgür olursunuz. Ben sizden alaşağı etmek için tiranın tepesine binmenizi istemiyorum, sadece artık onu desteklemeyin yeter: işte o zaman tıpkı temel direkleri altından çekilince kendi ağırlığından çöken ve parçalanan büyük Colossus gibi o da elinize düşecektir." La Boétie reddin politik gücünü, tahakküm ilişkisine girmeyi reddedişimizin gücünü ve dışına çıkarak üzerimizde tahakküm kuran egemenin gücünü başa çıkarabileceğimizi görmüştür. Bartleby ve Micheal K, mutlak anlamına taşıyarak, La Boétie'nin gönüllü köleliği ret politikasını sürdürür.

Bu ret kuşkusuz bir özgürlük politikasının başlangıç noktasıdır, ama sadece başlangıçtır. Kendi başına ret boştur. Bartleby ve Micheal K güzel insanlar olabilirler, ama mutlak yalınlığı içinde varlıkları bir uçurumun kıyısında asılı durur. Otoriteden kaçış çizgileri tamamen yalnızlık üzerine kurulmuştur, sürekli olarak intiharın kıyısında dolaşırlar. Politik anlamda da kendi başına ret (çalışmamayı, otoriteyi, gönüllü hizmeti ret) ancak bu tür toplumsal intihara yol açar. Spinoza'nın dediği gibi, biz yalnızca toplumsal bünyenin zorba kellesini uçurmakla yetinirsek, parçalanmış bir toplumun cesediyle baş başa kalırız. Yapmamız gereken, reddin çok ötesine geçen bir proje olan, yeni bir toplumsal beden yaratmaktır. Bizim kaçış, çıkış çizgimiz kurucu olmalı ve gerçek bir alternatif yaratmalıdır. Tek başına reddin ötesinde ya da bu reddin bir parçası olarak, yeni bir hayat tarzı ve her şeyden önce yeni bir cemaat kurmamız da gerekiyor. Bu proje homo tantum'un çıplak hayatına değil; homohomo'ya, kolektif zeka ve cemaaat aşkıyla zenginleşmiş dört dörtlük insana götürür bizi.