20. yüzyılın başlarında imgeciler, vortisistler, fütüristler gibi modern şiir okulları hızlı açılmaya başlamıştı. 1916 yılında Witter Bynner tarafından kurulan Spektra okuluysa diğerlerinden farklıydı, sadece bir latifeydi. Bynner önce okula Harvard'dan arkadaşı Arthur Davison Ficke'yi çağırdı. Ficke Chicago'da şiir çevrelerinde çok vakit geçiren bir avukattı. Bynner ve Ficke Spektra'yı anlatmak için kısa bir kitap hazırladılar, ancak hareketin çok az kişiden oluştuğu düşünerek, Marjorie Allen Seiffurt'u dahil ettiler.

Spektristler diğer şiir okullarına dahil olanların fiyakalı teoriler yazarak edebiyata önemli katkı yapıyormuş gibi kendilerini gösterdiklerini düşünüyorlardı, bundan dolayı Spektra ile ilgili ifadeler de hicvetme amaçlı olsa da gayet fiyakalıydı. Spektra'nın birbirinden farklı fakat yakın üç anlamı vardı. İlki spektranın ilk çağrıştırdığı şey olan ışığın içinde bulunan ışınların kırılımından hareketle, ışığın birçok renge ayrıldığı gibi bir prizma olarak düşünülebilecek bir şiire işaret eder. İkinci anlamındaysa, yoğun ışığa maruz kalan gözün gördüğü o berrak görüntü üzerinden kurulan analojide şairin dünyaya bakışı konu ediliyordu. Son anlamında, görünen ya da görünmeyen dünyada şairin ağına takılan spektralar, imalar, alttan alta söz edilen anlamlar, gerçeğin etrafında dolanma ve gerçeğe hakketiği poetik değeri vermeyle ilişkiliydi. Spektra okulunda kurulmaya çalışılan şair okur ilişkisinde, şairin rengarenk bir güzelliğe ayrıştırdığı ışınlar okurun beyninde birleşmiş bir ihtişamın yeni yoğunluğunda tekrar tekrar birleşiyordu.. Şair bir şey tarif ettiğinde bir haritayı değil, kanatlanan duyguları, fantastik analojilere yer vermelidir. Spektra'da bu fiyakalı fakat hicvedici tanımların ardından da, yaşamdan yansıyan deneyimler, algıladığımız şekliyle bazen de ironiyle birleşebilir diyordu.

Spektra okulunda Bynner Emanuel Morgan'ı, Ficke Anne Knish'i, Marjorie Seiffort Elijah Hay'ı takma isim olarak kullanıyordu. Her üçünün de şiirleri Others, Poetry ve the Little Review gibi önemli dergilerde yayınlandı. Şiirler William Carlos Williams'ın da dikkatini çekmiş, Hay'e (yani Marjorie Seiffort'a) Anne Knish (yani Arthur Davison Ficke) konusunda yakındı, Spectra'yı Anne Knish'in çok önemsediğini, erkeklerin birşeyin şaka olduğunu kolaylıkla anlarken, kadınların herşeyi fazla ciddiye aldıklarını söylüyordu.

Valilik seçimlerinde bir aday propaganda sırasında politik konulardan uzak durmaya karar vererek, sadece spektrist şiirler okuyacağını belirtiyor, seçimi kazanmasının ardından Anne Knish'in şiirlerini okuyordu.

Spectra okulunun kendisinin diğer şiir okullarının parodisi olduğunu anlayamayan Wisconsin Üniversitesi öğrencileri Spektristlerin parodisini yapmaya kalkıyor, "Ultra-Violet Şiir" okulunu kuruyorlardı.

Ficke I. Dünya Savaşı'nda askerdeyken komutanı Spektristler hakkında ne düşündüğünü Ficke'ye sormuş, Ficke de bu şiirin bir çeşit şaka olduğunu düşündüğünü söylemişti. General, "Ben de aynı şekilde düşünüyorum" diye cevap verince şaşıran Ficke, bunu nasıl tahmin ettiğini sormuştu. General, "Ben kendim Anne Knish'im." diye cevap vermişti. Ficke bu anın kendisi için çok önemli bir an olduğunu söylerken de herhalde içinden kıskıs gülüyordu.

Seiffort hileyi ilk açık eden olmuştu. Bynner'sa bunu daha uzun süre saklarken, New Republic editörü Bynner'i ziyaret ettiğinde masasındaki Spektra'ya ait kağıtları fark etti, bunu anlayan Bynner Spektra şiirlerini bir yayıncının sadece görüş için gönderdiğini söyledi. Daha sonra 1918 nisanında bir paneldeki "Siz Emanuel Morgan mısınız?" sorusu üzerineyse takma ismini kabul ederek, oyunu sonlandırdı.

Bazı eleştirmenler Bynner'la Ficke'nin "ciddi işlerinden" Spektral şiirlerinin daha iyi nitelikte olduğunu söyleyerek, bunu bilinç sansürünün etkisinden kurtulmuş olmaya bağlamışlardı. Bynner ve Ficke aslında bu oyunla avantgartın da parodileştirilebileceğini gösterdiler, herhalde bu kısa oyunun akılda en çok kalan detayı da budur.

Kaynaklar:

+1
+2
-1