Reza Aslan, Kaliforniya Üniversitesi'nde yaratıcı yazarlık dersleri veren bir akamisyenmiş. 2005 yılında çıkan ilk kitabı No god but God on üç dile çevrilmiş. Aslan, İran asıllı bir Amerikalı ve bu yıl Tablet&Pen isimli - kendi tanımlamalarından hareketle - bir Ortadoğu Edebiyat Antolojisi'ni yayına hazırlamış, antoloji üzerine yapılan söyleşide şiir, Ortadoğu, siyaset hakkında soruları, soranın "amazing, gorgeous" nidalarına sebep olacak şekilde cevaplamış.

Haliyle, söyleşi Reza Aslan'ın "şöhretinin" parlatılmasıyla başlıyor. Başlangıç kısmında Aslan'ın antolojiyi "batıdaki ve ortadoğudaki insanlar arasında köprüler" kurma misyonunda bir tür pivot olarak gördüğüyle ilgili muhteşem bir ifade var. Öyle bir antoloji ki hem antoloji, hem edebiyat tarihi anlatımı.. hem de romana benziyormuş.

Reza Aslan on yıllık çalışmalarında Amerikalılara İslam ve Ortadoğu kültürlerini öğretmeyi denediğini söylerken, Ortadoğu terimini kültürel, etnik ve dini bir tasarım olarak batılıların "icadı" olarak görüyor ve bunun batı olmayanı temsil ettiğini iddia ediyor. Bunlardan hareketle de "Güney Asyalılar ve Türkler kendilerini Ortadoğu'nun gerçek bir parçası olarak görmeseler" de, antolojiye dahil ettiğini belirtiyor. İbrani edebiyatını antolojinin içine katmamasını politik bir karar olarak nitelerken, bunu ortak bir tarihsel bilinçliliği paylaşmamasıyla gerekçelendirirken, anti-kolonyalizm, anti-batıcılık, anti-emperyalizmi bu bilinçliliğe katıyor gibi. Bu iddiada uzun uzun bahsedilen "Ottoman Empire" antolojinin tutarlılığını ne derece etkiliyor bilinmez.

Laf Türkçe şiire geldiğinde ilk zamanlarda yapılanın biraz taklit olduğunu öne sürüyor, bu ilk zamanlardan kasıt ne anlaşılamasa da, Nazım Hikmet'in Türkçe şiiri bir şekilde tekrar yazdığını söylüyor.

Ortadoğu'da sınırların batılılar tarafından yapay bir şekilde çizildiğini anlatırken, "In Turkey that terrain was the Ottoman Empire and all they could secure as the Second World War was coming to an end." diye bir ifadesi var. Aslan'ın kastı tüm ortadoğu değil de, Türkiyeyse - ki öyle görünüyor - biraz sakat bilgi veriyor çünkü ikinci dünya savaşı yanlış, birinci dünya savaşı filan mı demek istemiş, o da tam uygun değil, "1922'den" sonra savaş olmadı..

Antolojideki şiirlerin genellikle politik şiirler olduğunu söylerken, bunu bir tür norm olarak gözetmiş. Devamıysa söyleşinin "bilmek istediğiniz her şey el altında" şeklinde internet güzellemesi olup, "globalleşen dünyada"yla başlayan NLP seminerleri tadında, isteyen buyursun okusun..

Kitapta Türk Edebşyatının Millileştirilmesi (1920-1930) bölümünde Aziz Nesin, Nazım Hikmet ve Refik Halit Karay, Tuhaf bir ülkede yabancılar: Atatürk'ten sonra Türk Edebiyatı bölümünde Yaşar Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sait Faik Abasıyanık, Melih Cevdet anday, Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat, Ortadoğu Edebiyatı'nın Küreselleşmesi (1980-2010) bölümündeyse Türkiye'den Orhan Pamuk, Melisa Gürpınar, Cemal Süreya, Can Yücel, Cemil Kavukçu var. Elif Shafak neden yok acaba?

Kaynaklar: http://www.guernicam... http://www.amazon.co...

4 Comments

Craft'ın tesbitleriyle birlikte yazılanlara bakınca bana da pek tutarlı görünmedi nedense. Mesela "ortadoğu" sözcüğünü eleştiriyor mu eleştiriyorsa niye kullanıyor? Ya da İbrani edebiyatını politik nedenlerle dışarıda bırakarak nasıl bir ortadoğu antolojisi yapabiliyor? Modern ortadoğu ayrımını nasıl koyuyor gibi sorular geldi aklıma. Bir de tabii "ortadoğu" batılılar için olduğu kadar, ortadoğu kökenli batılılar için de büyülü bir sözcük. Bu tür çabaların diasporada yaşayanlar tarafından ortaya konulmasıyla Reza Aslan gibi bir tür "oralı" kişiler tarafından yapılması da fark ediyor bence...

Biraz reklam kokmuyor diyemem yani işin kendisi bu haliyle :) Zaten bir best-seller yazarı olarak da anılıyormuş. Türkçe kısmıyla da ilgili, benim bugüne kadar gördüğüm, bu tür antolojiler daha çok yüzeyde görünenleri ve zaten bilinenleri bir araya getirmekten başka bir işe de pek yaramıyor.

"batıdaki ve ortadoğudaki insanlar arasında köprüler" kurma misyonu" en son böyle bir misyon gerçekleştirildiğinde, bilim, fizik, kimya şu bu derken her bir halt onlara geçmiş, bize de kapkara bir ulus devlet inşa süreci ihalesi kaldıydı. tuhaf geldi böyle bir misyon bana.

"The term "Middle East" may have originated in the 1850s in the British India Office." diyor Wikipedia ve yaygınlaşmasının 1902 yılında Alfred Thayer Mahan isimli bir stratejistin makalesinde geçmesi ile olduğu belirtilmiş.

Aslında sorun daha doğu-batıdan başlıyor, bu konuya muhalefet edilirken.. kime göre doğu kime göre batı. Mesela arapçada da eş-Şarku'l-Evsat diye geçiyormuş. Evsat, aruzla bakınca vasat'ın çoğulu yani vasatlar, ortalar anlamında. Ama muhtemelen arapça da yaygın kullanımı aynen ingilizceden almış. Ortadoğu için alternatif kullanım ise "güneybatı asya"... Sonuçta coğrafya üzerinden gidildiğinde de mantıklı...