Buradasınız

ASABIM BOZUK SUZAN

Birincil sekmeler

derya tarafından 27. Eylül 2007 - 16:30 tarihinde gönderildi
Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: 0

‘yukarı’ dedin

Sokağa çıktığınızda vitrinlere değil, vitrinlere bakan insanlara bakın. Kızıl ya da dipleri siyah, uçları röfle ile açılmış sarı saçlar, puantiyeli ayakkabılar, kocaman çantalar, aynı blue-jean modeli, askılı ve baskılı tişörtler, vakko desenli eşarplar ve suratlarda aynı aptal ifade. Ümraniye ya da nişantaşı manzara değişmiyor. Farklı olma çabası içindeki aynılıklar. Bireyselliğini yaşayan, kendi duygu ve düşüncesine, beğenisine güvenen, inanan yok. Her gün gittikçe büyüyen boşluk duygusu, antidepresanlar, uyuşturucular, sanal uyarılma ve ait olmama. Bu bir moda akımı gibi çoğalarak, katlanarak hepimizi içine çekiyor.

Kim ne derse desin moda hepimizi etkiliyor. En basit etkisi ne giyeceğimize karar vermesiyle oluyor. Yüz değişik mağaza dolaşın hayal ettiğiniz kıyafeti bulamazsınız. Sonunda sıkılıp size sunulanı alır gidersiniz. Ne giyeceğinize siz karar vermiyorsunuz, üretici belirliyor. Yaratıcılığınızı, moda tasarımcısının seri üretilmiş yeteneksizliğine feda ettiğiniz zamanlar gittikçe artıyor. Terziye gidip zevkine göre model üretmek kentte mümkün değil. Köyde hala renk renk basmalardan şalvar dikebiliyorsun. Orada yaşayan kadın beğendiğini giyiyor. Allı, güllü, dallı, morlu. Kimin seçim özgürlüğü var?

Ben özgürüm dangalaklığı kent kadının hapishanesi. Özgür falan değilsin sen. İsteyerek yarattığın prezantabl bir kölesin ve bu köleliğin diğer ucunda tek zevki son model cep telefonu almak olan erkek var. İşlevsel olması önemli değil, modası geçtiği anda telefon değiştirilmeli. Aynı marka telefon kullanıyoruz, ne kadar çok ortak yönümüz var. Telefon hakkında heyecanla konuşabiliriz. Fonksiyonları süper amuda bile kalkıyor. Adamlar neler üretiyor değil mi? Aval aval bakıyoruz zıplayan cep telefonuna. Görünenin ardındaki gerçeğe ulaşma çabamız yok. Elin gavurunun yaptığı alete, hayranlık ve kıskançlıkla bakıyoruz. Sokakta etrafa çarpa çarpa yürürken:

— Gülten, bu konu benim kapsama alanım dışında, gelirsem oraya fena olur

diye bağırarak dolaşabiliyoruz. On yıl önce herkesin elinde bir telefon olacak dendiğinde, olmaz öyle saçma sapan şey denilen memlekette, yakın bir gelecekte her evde bilgisayar olacağı öngörülüyor. Bilgisayarı da cep telefonunu kullandığımız gibi kullanacağımız düşünülürse o noktada kilitlenip kalıyorum.

Görsel şiir doğalından uzaklaşmış, uzaklaştırılmış olanın eleştirisi, olanlar üzerinden olamayanın sorgulanması ve içinde yaşadığımız anın dökümüdür. Bildiğimiz edebiyat kuramları ve analiz yöntemleriyle açıklamakta zorlandığımız ve konumlandıramadığımız için meşruluğu sorgulanan bir şiirdir. Ve bu da iyi bir şeydir. On yıl sonra tekrar konuşuruz.

Not 1: Empati ve sempati zırvalıklarını terapistlere bırakıp, gözünüzü açıp, gideceğiniz yönü parmağınızı yalayıp rüzgar nereden geliyor diye tespit etmek yerine pusula kullanarak belirlerseniz, birer vak'a örneği sayılabilecek sayıklamalar yerine iyi şiire ulaşabilirsiniz.

Not 2: Bu yazıyı okuyanlar, sen nerde yaşıyorsun, züppelik yapma diyecekler onlara tek söyleyeceğim, asgari ücret alıp cebinde bin liralık telefon taşıyanlar ile piçleştirilmiş bir özgürlük tanımı ve algısıyla, etrafta dolaşan kadın ve erkeklere yakın yaşıyorum.