Şiir şemaları ve görsel şiirin uyumsuzluğu

Birincil sekmeler

Şiir , dilin ses düzlemini düzenleyerek onu üzerinde düşünülecek bir biçime sokar. Seslerin ritmik yinelenmesi sıra dışı sözel bileşimler, dilsel yapıların kendilerine dikkat çekmek için düzenlenmiş bir dille uğraşmakta olduğumuzu netleştirir. Bir şey şiir olarak tanımlanmamışsa okuyucuların çoğu zaman dilsel yapılanmanın farkında olmadığı doğrudur. Bir metin şiir adı altında çerçevelendiğinde, genellikle gözardı ettiğimiz ses yapılanmasına ya da diğer türden dilsel düzenlemelere dikkat etmeye başlarız.

Bir şiiri okumanın yolu, onu diğer şiirlerle ilişkilendirmek anlam kazanma yolunu diğerlerinin anlam kazanma yoluyla karşılaştırmak olduğuna göre, şiirleri şiir sanatıyla aynı düzeyde olduklarını düşünerek okumak olasıdır. Şiirler, şiirsel hayal gücünün ve şiirsel yorumlamanın operasyonlarına dayanmaktadır.Bir metnin şiir olup olmadığına geçmiş deneyimlerimizle karar veririz.

Bu noktada görsel şiiri alımlama imkanını yitiririz. Özümleme ve uyum süreçleriyle biliş sağlanır ancak görsel şiir sözkonusu olduğunda özümleme onu resim şemasıyla değerlendirir ve uyum süreci şiir sözcüğünün devreye girmesiyle sekteye uğrar. Öğrenme ve gelişme olmaz. Görsel şiirin, geleneksel şiir konusunda belli şemalara sahip okuyucular yerine şiirle ilgili belli tasarımları ve tasarrufları olmayan kişiler tarafından daha kolay kabul görmesinin sebebi budur. Burada ima edilen tasarruflar; kafaları meşgul eden, duygusal açıdan önemli, belirli temaları ifade etme ve altta yatan bu temalarla sembolik olarak başetme ya da çözme yolu olarak şiiri kullanmaktır.

Görsel şiir karşısındaki şaşkınlığımız karşılaştığımız işin, insanlık durumlarının hangi kategorilerini betimledikleri ya da aydınlattıklarını çözememekten kaynaklanır. Alımlayıcıyı davet ettiği bir düşünce yoktur. Alımlayıcıyı şimdi ve burada düşünmeye davet eder.

Görsel şiiri, bizi bilgilendirmek ya da ikna etmek gibi bir amacı gerçekleştirmek için önceden tasarlanmış bir biçim olarak değerlendiremeyiz. Bir kalıp ve tutarlılık aradığımızda görsel şiirdeki enerjiyi yitiririz.

Galerideki işlerin birçoğu yoğunlukları, ritimleri ve kıvrımlarıyla kalabalık içinde kederli bir yalnızlığı, bazen neşeli bir umursamazlığı, bazen kuşkulu bir bekleyişi, kimi zaman da aşk ve nefreti hatırlatıyor. Her bakışta kendini yenileyen şiirlerin enerjisiyle başbaşa kalıyoruz. Görmemize fırsat verildiği kadarıyla bu, gücün ta kendisi ve çok cezbedici.

Görsel şiirdeki sessizlikten vazgeçmek gücü kaybetmek ve gözde oluşana ihanet etmek anlamına geliyor.

Yorumlar

serkan_isin kullanıcısının resmi

Yazının başından beri tespit edilmeye çalışılan tüm düşüncelerin, şu paragrafta sekteye uğradığını düşünüyorum ben:

Galerideki işlerin birçoğu yoğunlukları, ritimleri ve kıvrımlarıyla kalabalık içinde kederli bir yalnızlığı, bazen neşeli bir umursamazlığı, bazen kuşkulu bir bekleyişi, kimi zaman da aşk ve nefreti hatırlatıyor. Her bakışta kendini yenileyen şiirlerin enerjisiyle başbaşa kalıyoruz. Görmemize fırsat verildiği kadarıyla bu, gücün ta kendisi ve çok cezbedici.

Bence, görsel şiir, topyekün olmasa da, az çok "yabanda olma" ile ilgilidir. Bu yabanda olmak, birincil elden kentte olmanın, ikincil elden bu simge, sembol bombardımanında kendisine "dil bulamamanın" (ne sözsel, ne dilsel ne de yazınsal) eşiğidir. Kökü ressamlardan çok, örneğin "yazamamanın katmerinde araştırma yapan" şairlere, yazarlara aittir. Bir de resmi olarak kabul edilen dilin dışında kalan dile.

Böyle olunca, yaptığımız şeyleri, görsel şiir olarak adlandırmayı tercih ettiklerimizi marazi bir ruh haline yormak pek hayırlı değil. Aşk, nefret, yalnızlık, ölüm, hasret gibi "tema"ların da burada modern şiir öncesine ait "konvansiyonel" temalar olduğunu ve her birinin kendi zirveleri bulunduğunu düşünmek gerekiyor. Ki bu da bu tür duyguların şiir diline uygulanabilirliğinin ne kadar yüksek olduğunu düşündürüyor bana.

Şimdi ben örneğin "barfazoid masalları" ya da "dada korkut"u yaparken, hiç de öyle şeyler hedefleyerek yapmadım. Orada ne aşk, ne nefret ne de hasret vs. var. Arzu yok demiyorum, ama yine de bu arzu, öyle dile gelebilir bir arzu değil.

Ben görsel şiirin "duygu" ile ilgili olduğunu düşünmüyorum, birinci elden.

------------- ~ --------------------

zamancuvali kullanıcısının resmi

Peki duyguların "orada" "var" olması ne demektir? Acaba duygu orada olmama hali ile de var olabilir mi? Duyguyu sembolik düzlemde dile gelen hisler olarak tanımlarsak, unufak edilmiş dilde- görsel şiirin dilinde-nasıl kendini fısıldar?

bariscetinkol kullanıcısının resmi

Serkan Işın'ın yazıyı sekteye uğrattığını düşündüğü paragrafın bence farklı bir sekteye uğratma özelliği daha var.

Derya Vural'ın tam da Bir kalıp ve tutarlılık aradığımızda görsel şiirdeki enerjiyi yitiririz. yazdıktan sonra içinde çok tanıdık söz kümeleriyle bir paragrafı bize sunması bir araştırmaya gitmeme neden oldu. Basit bir google aramasında şuna ulaştım: - "kederli bir yalnızlık" - 4. kez - "neşeli bir umursamazlık"- 1 kez - "kuşkulu bir bekleyiş" - 154 kez - "aşk ne nefret" - 18.100 kez bir yerlerde -çoğunlukla- bir "duyguyu" anlatırken kullanılmış. Bu dört söz kümesinin arama sonuçlarına göre bir homojen kullanım oranı olmasa da, gerek "keder" gerek de "umursamazlık" benzeri anlamı iğdiş edilerek tekdüzeleşmiş sözcüklerin bizim güzel edebiyat havzamızda "duygu"nun aktarımındaki bayağı kalıplar olarak görülebileceğini düşünüyorum.

İçinde bulunulan kent yaşantısı ve ilk olarak onun alanlarında çeşitlenen bir çok aracın (örneğin telefon, örneğin internet) duygusal bir ortak ifade paydası yarattığını söyleyebiliriz (bunlar eskiden matbu dergiler onlar gibileri). Bu duygusal ortak payda, günümüzde kitle tarafından benzer çağrışımlara sahip benzer "şey"lerle ifade edilmekte. Örneğin kaldırımdan geçen sayısız çiftin birbirlerine hitaben “aşkım” dediğini çok iyi biliyoruz. Burada duygunun su üstüne çıkarken nasıl kalıp kulvarlara girdiğinin en sosyal ve vıcık vıcık ifadesini görüyoruz.

Dilin bizi böyle sınırlandırdığını atlamadan söylemekte yarar var. Duygu, bu kalıplara maruz kalan ilk belirtidir.

Varlık(Ekim 2007)'ın Kültür Gündemi bölümündeki yanıtlara tekrar bakalım. Veysel Çolak teknik'e yüklenirken duygusuzluğa vurgu yapıyor ve “yapay” diyor, Metin Cengiz ise bazı deneysel metinleri değerlendirirken “duygusal bir ortaklık kurmaktan uzak soğuk metinler...” demekte. Herkes duyguyu ararken bizim görsel şiire baktığımızda onun içinden duyguyu alımlamamız ve hatta bunu hatırlamamız belleğimiz sıradan ve şu insani yapısından kaynaklanıyor sanırım. İnsanilik kalıbından.

Kent yaşantısı her sabah dışarı çıkmadan da bizi şoka uğratabilecek bir kazadır. Bu iyi tasarlanmış kazanın karşısında ağzımız açık kalırız. Bildiğiniz gibi şoka uğrayan bireyin bilinci kapanır. Kapanan bu bilinç aslında diğer insanlarla “kolay iletişim” kurabilme becerisinin kaybolması da demektir. Yani bir trafik kazasında rol alan birisi o kazayı ilk anda kolaylıkla bize aktaramaz. Bu kapalı bilinç(bilinçsizlik değil) ortak dilin mekanizmasında aksaklığa yol açar. Ortak dilin tuzağına düşmez kısaca. Yaratılan ve yaratılabilecek bütün diller, dil olmaları için “ortaklaştığından” yeni bir dil de bizi kurtarmaz.

İşte daha büyük bir cehennem olarak görsel şiir duruyor. Yanarken “ah” diyoruz. Ama hissedilen “ah” değildir. Öyleyse görsel şiir içten gelmez. Görsel şiir iş'ten gelen bir şeydir.

serkan_isin kullanıcısının resmi

Biraz daha açmak adına, şunu sormam gerekiyor belki de. "Hangi duygu?"

"Oradaki duygu mu?" yoksa "buradaki duygu" mu? O zaman soru biraz daha çatallanıyor, acaba biz "inandırıcılık mı" yoksa "sahiclik mi" istiyoruz, arıyoruz?

Güya-duyguların (Mestrovic) etrafımızı sardığı bir zamandan bahsediyoruz. Bahsettiğimiz duygu üreteci "samimiyet" midir, hangi duygu hastır, hangi samimiyet, samimiyet pozu olarak şiir olmadan, şiire girebilir? Cemal Süreya'nın babasının ölmemiş olması o dizeyi yazarken birşeyleri değiştirir mi?

Mestrovic, ufuk açıcı çalışmasında, "biri kendisini 'nazik' olarak sunduğu müddetçe, sunduklarında herhangi bir doğruluk payı aranmaz" diyor (bkz. )

Peki "nostalji" nasıl bir duygu-birikimidir. Nasıl bir enerji sığasıdır ki, gerçeklikler yerine başka türlü halleri dolaşıma sokabilmektedir, neden örneğin "Yaprak Dökümü" bugüne uyarlanmakta ve çok ilgi çekmektedir. Örneğin neden eski şarkılar histerisi başlamıştır? (Bunların hiç biri tesadüfi ve bizden değildir, hepsi Batı ile eş zamanlı gerçekleşmektedir.)

------------- ~ --------------------