Yapılabilecek Birşeyler Varsa Yapılmalıdır

Birincil sekmeler

Her tür yaşam biçimi, düşünce tarzı tipografik bir dil ile kendine anlatım biçimi oluşturabilir. Ses ile doğrudan ilişkiye sahip yazı, kağıt üzerinde söylenen sözün izidir, bir tonu duruşu ve tavrı vardır. Notalar gibi farklı bir sese, tona, çağrışım ilişkilerine sahiptir. Gündelik hayatımızda aynı sözü fısıldayarak ya da bağırarak söylemek gibi aynı sözü değişik formlarda bir tarz, kişilik ve görsel dil oluşturarak göstermek mümkündür. Her sanatçının ayrı bir görsel dili vardır. Çoğu zaman sayfalar dolusu sıralanan sözcüklerle anlatılmaya çalışılan anlayış, kavram, tarz, sade bir tipografiyle oluşur.

Sanatsal ürünlerin öncelikle ait olduğu evren ekran'dır. Eserler bu evrende oluşturulur ve daha sonra kağıt üzerine aktarılabilir. Yüzeydeki pozitif ve negatif alanların dengelendiği ve siyah beyaz karşıtlığından bir bütüne gidildiği dikkati çeker.

Tipografik eserlerde tek kişilik sayıklamalar, samimiyet ve muzip bir tavır bulunmaktadır. Kendi kendine yeten bu görüntüler, huzursuz, dağınık, edepsiz görünen formları ile alımlayıcı ile arasındaki mesafeyi ortadan kaldırmakta ve birbirlerine doğru çekilmektedirler. Ekran üzerine bıraktığı her izin alımlayıcıya verdiği sessiz sinyaller var ve bu sinyallerle şiiri seyrederiz. Bu izler kendi içinde bir düzen oluşturur ve o düzeni açıklayamasak bile, onda hiçbir şeyin keyfi olmadığını duyumsarız.

Şair, yazıya çeşitli formlar vererek ekran üzerinde kendine has bir sahne yaratmıştır. Çizgi, leke, noktalar kullanarak şiirin görülmesini sağlamıştır. Bir çizginin içinden geçip derinlere gidebilmenin yanlış olduğunu kim söyleyebilir ki?.

Yorumlar

serkan_isin kullanıcısının resmi

Ben "Sanatsal ürünlerin öncelikle ait olduğu evren ekran'dır." ifadesine takıldım. Bu bir analoji mi yoksa gerçekten de "ekran" diğer herşeyin ötesinde sanat eserinin üretim yeri olarak birinciliği kimselere vermiyor mu?

Yoksa ekran = kağıt, çerçeve, tuval yerine geçmiş bir şey olarak gerçekten de, bu diğerlerinin hükümlerine son vermiş mi oldu?

Bir düşünelim yine de, örneğin 15 ve 16. yy'ların "haritaları", dünyanı baştan aşağı ve baştan sona anlatan devasa kitapları, daha sonraki yüzyıllarda gelen kitabın, derginin, matbuatın "yüzü" olarak yanyana iki sayfanın bir okuma, anlamlandırma alanı olması, Camera Obscura'nın bir hile ile de olsa, "dışarıdaki dünyayı içeri yansıtması", vitrayın, hatt'ın, tezhip'in giderek televizyona, oradan bilgisayar ekranına taşınan bilgi edinme süreci.

Bunları düşündüğümüzde "ekran" kelimesinin Fransızca écran (perde) kelimesinden dilimize girdiğini de hesaba katmalıyız. Fransızlara da almanlardan gelmiş: scranc. Eski Almanca'da skrank ya da scranc şu anlama geliyor: "hendek, tuzak. Sahnede yerde bulunan kapak" ya da "aldatma, hile yalan". Türkçe'de ekran "Işık yansımasıyla görüntülerin düştüğü yüzey, perde. Türkçeye son dönemde sinema, radyo gibi kurumlarla girdi. Sıcaklık siperi, süzgeç, renk ayırma camı, renk süzgeci, sinema, perde beyaz perde.."

Ama ben burada biraz daha ileri giderek şunu sormak istiyorum: Ekran = bellek? Görsel hafızamızdan bahsetmiyorum sadece, şeyleri, ilişkileri, biçimleri ve bir çok şeyi "zihnimizin ekranında" tutmuyor muyuz (bu konuda daha ilginç bir okuma Douwe Draaisma'nın Bellek Metaforları kitabında Yazboz tahtası ve Freud'un kurduğu analoji konusunda daha ayrıntılıdır.)? Ve bu ekran, orada tutulmak için bıraktığımız bir çok şeyi, bilerek ve isteyerek "yerinden etmiyor mu?" Aslında bizi malûl bırakan bir "nisyan"la da yaşamaya başlıyoruz. O yüzden -bu malumatfuruşluğu kısa keserek- demek istiyorum ki, "sanat eserinin hakiki olarak ait olduğu ve olacağı yer ekran"dır derken, buradaki ekranı, ben bellek olarak düşünüyorum. ------------- ~ --------------------

Sayfalar