Yılın beşinci yıllığı da Üç Nokta dergisiyle beraber çıktı geldi. Üç Nokta, 2009 baharında 2000’ler dosyası yapmıştı, 1 demişti… 2010 baharında (bahar sayılır yine de) 2000’ler 2 dosyasını yapmış oldu. ... Açıkçası birkaç gün önce dergiye de yıllığa da baktıktan, okuduktan sonra kafamda bir sürü şey oluşmuştu. Hatta buraya da alıntılayarak yazayım bazı şeyleri diye de geçirmiştim içimden. Ama bugün baktım da kendime, elbette söylemek istediğim birkaç şey var ama hiç alıntı yapasım yok mesela. ... Yıllığı bir kenara koyarsak ki aslında dergiyle yıllık birbirine fena halde karışmış. Aslında yeni sayısı bir yıl sonra çıktığı için dergiye de “yıllık” demekte bir sakınca yok. Dergide de yıllıkta da aynı isimlere benzer sorular sorulması bir karmaşa yarattığı gibi, cevaplayanlar açısından da bıkkınlık yaratmış anladığım kadarıyla. Ki insanın okuyası da gelmiyor. ... Örneğin Haydar Ergülen’in yıllıktaki yazısı zaten bir süre önce star kitap eki’ndeki yazısı, İskender’in yazısı BirGün kitap eki’nde yazdığı yazı… Belki de insanlar da haklı, aynı sorulara gide gide ne kadar farklı yanıtlar verebilir insan… ... Tabii pek çok ilginç şey de yok değil. Örneğin Lale Müldür dergide “beni aramayan, sormayan, benden şiir istemeyen dergiyi niye izleyeyim” diyor. Fransa’da iki kitabım çıkacak vs. burada ciddiye alınmıyorum, selam olsun kabilinden şeyler diyor… Yıllıkta konuyu Ahmet Güntan’ın olaylı şiirine getiriyor, o dönem internette okuduğumuz yazısını yazısına katık ediyor.

Gülseli İnal, 2000’ler yeni bir şey yapamaz, çünkü o yenilik 80 kuşağı tarafından yapıldı, bir gelenek oluşturmaları mümkün değil türünden şeyler söylüyor. Yeterince dergi yayınlanmıyor ama ben yasakmeyveyi seviyorum diyor. ... Mustafa Köz, görsel şiir diyorlar, batı üç boyuta geçti diyor… ... Hilmi Haşal, 4. ya da 5. sayısını yayımlayan mesela Kurşunkalem dergisini 2000’lere kokusu sinen dergiler arasında sayıyor… ... Bir başkası izlediği dergiler arasında “Haşhaşi”yi sayıyor. Henüz tek sayı çıkmış olan (ekimdi galiba) bir dergiyi izliyor…belli ki pek yorulmuyor izlerken…

Hilmi Yavuz “yenilik mi, Nostradamus’un kehanetleridir bunlar, göreceğiz” derken, Özdemir İnce, şimdiye kadar kuşakdaşım, yaşıtlarım ve benden gençler hakkında hiçbir şey söylemedim. Bence 19. yüzyılın ikinci yarısındaki şiir hakkında bile tam olarak bir şey diyemeyiz diyor. ... Tabii belki de haklılar çünkü Faris Kuseyri’nin bu kuşak için hazırladığı sorular kendi başına da takdire şayan.. Örneğin “bu kuşaktan yıllar sonra müfredata girecek olur mu” diyor? Ben de içimden bu sorunun kime ne faydası var diyorum… Ayrıca müfredat nasıl olur da bir ölçü olur? Sonra bir başka soruda 2000’lerin yenilik şiirine gebe olduğu konusunda ne düşünüyorsunuz deniyor… Şiirde yenilik, yenilik şiiri… başka şeyler… ... 2000’ler derken kastedilen nedir, 2000’lerde yazılan şiir, 2000’ler kuşağı, 2000’lerde şiir yazmaya başlayanlar… Hangisi? Hangisi nasıl kümeleşecek, hangisinden kim kimi nasıl soyutlayacak… Sahi bu tarih nasıl yazılacak? (şart mı ve böyle böyle mi acaba) ... Veysel Ç. Uzun uzun yazmış hem dergide hem yıllıkta… 75 dergi çıktı 2009’da irili ufaklı diyor… irili ufaklı dergiler arasında ilk bakışta gözüme çarpan Fayrap, Karagöz, Yediiklim, Dergah, yumuşak ğ dergileri yok.. Belli ki yüzünü bir yöne çevirmiş… Daha da fazlası yoktur üstüne gidilse eminim… Demek ki 75 değil 100’ü geçiyor rahat rahat… Bu artış da ilginç… Çünkü bu artışın bir karşılığı olmalı. Yani bu doğru orantılı bir artış değil… Arz-talep dengesi desek hiç olamaz. Ne arttı, ne artıyor ki dergi sayısı yükseliyor… Bu şartlar altında iki ihtimal kalıyor. Birincisi şair sayısı artmıştır. İstesek de istemesek de nüfus arttığına göre. Çünkü bizde bir insanın şair olma ihtimali onun “okur” olma ihtimalinden daha yüksek… Ya daha makul bir olasılık olarak, bölünerek çoğalıyoruz. Yani payda değişmiyor ama o hep bahsettiğimiz mikro-dergilere dönüşüyoruz. Giderek okura hiç de ihtiyacı olmayan, böyle bir derdi de tabii… ... Poetikhars itibariyle de güzel gibi olan ya da “sayılabilir”, poetik hars da zinhar da görsel şiir de ve hatta bazıları ısrarla hala “dadakorkut” yazmayı tercih etse de en azından bir şaha kalkmak yerine bir “kabül” var… Hakça söyleyişlere de rastlamak mümkün… Üstübal da mesela sorulara yanıt verirken bunu gözetmiş belli… ... Vs. vs… ... Yıllık için bugüne dek aldığım (-) eksilerle yetinerek bir şey söylemiyorum. Zaten suyun boyu başımızı aştı. (Ne zor olacak edebiyat tarihçilerinin işi rivayete göre). Bu saatten sonra bir yıllıkta olmak da olmamak kadar (olmayanlara endişe veriyorsa) yıllıkta olanlara endişe vermeli… Şöyle sağına soluna daha bir dikkatli bakmalı… (yız) ... Sonuçta ben şunu anlıyorum bütüne baktığım zaman. Bu dosya işleri ölmüştür. Daha doğrusu biz döne döne aynı şeyleri, döne döne aynı şekilde, aynı kişilere sorarak, aynı cevapları alarak işin cılkını zaten çıkardık. Ne okunabilir ne anlaşılabilir bir şey var. Zaten birkaç yazıda da “sorularınıza yanıt vermiş olmadım ama diyeceklerimi dedim” havası baskın… ... Aktif bir dergi çıkarıyor olsaydım eğer belki şunu yapmak isterdim. Ki sanırım bu en azından anlamlı bir yan yanalık olurdu. (Yahut da Üç Nokta ikiye böldüğü dosyanın iki yarısını da ikizleştirmeseydi yani) Madem 2000’ler denince yaşlısı genci, huylusu huysuzu herkesin aklına menfi ya da müsbet “yenilik” filan geliyor... Ama bu “yenilik” herkes için de başka başka… Aynı dosyada, ... Görsel şiir Deneysel şiir Popülist şiir - Neo-epik şiir Çoksesli şiir Polilektik heterotopya Parçalı ham Madde şiir Ve dahi varsa yeni-hece, neo-klasik vs.. eklenecek şey… ... Soru filan da sormazdım.. Siz anlatın arkadaşlar ne demek istediniz, örneklendirin dilediğiniz gibi… Herkesin, hepimizin haklarında uçarı sözler ettiği bu alanlar hakkında madem ki adsahipleri var, ordan bir okumak ve de yan yana görmek önemli olurdu… İlgili şiir çalışmalarıyla da tabii.. Sonra belki üstüne yeniden konuşulacaksa ucu da açık olurdu zaten… ... Çünkü öyle anlaşılıyor ki dergi okumuyoruz. Okuyorsak da “beşi bir yerde” okumadığımız kesin… ... Neyse… Çok şükür 2000’lerden sonra tekrar benzer soruları sormak için 10 yıl beklemek gerekecek muhtemelen… öyle ya bugünlerde 2010 kuşağı harıl harıl şiir yazıyor olmalı…

Yorumlar

har kullanıcısının resmi

har demiş:

Görsel şiir (poetikhars-serkan ışın ekseninde belki Ş dergisi ya da görsel şiir yazan şairler) Deneysel şiir (heves ekseninde eklenecekler varsa) Popülist şiir - Neo-epik şiir (fayrap ekseninde eklenecekler varsa) Çoksesli şiir (Hayriye ünal) Polieklektik heterotopya (ücra – üstübal böyle ifade ediyor dergide) Parçalı ham Madde şiir Ve dahi varsa yeni-hece, neo-klasik vs.. eklenecek şey…

yıllığı daha edinemedim ama bu kısım da ne demek istendiğini de tam anlayamadım.

sepp kullanıcısının resmi

sepp cevaplamış:

Bunların yıllıkla ya da dergiyle ilişkisi biraz dolaylı aslında... Daha doğrusu hem direk hem bana çağrışımı açısından dolaylı. 2000'ler denilince bu başlıklar (öyle diyeyim) daha önceki dönemlere göre öne çıkmıyor mu, en azından bu süreçte belirginleşmiş değiller mi? ve herkes ucundan bucağından bir şey diyor ya.. Ben de diyorum ki öyle bir sayı yapardım ki bu başlıkların hepsine yer verirdim... Mesela deneysel şiir nedir, heves bundan ne anlıyor, ne yaptı.. başı ne, nereye gidiyor.. "varsa ekler" dememin nedeni de tek bir muhatap göstermek gerekmiyorsa diye...

Yenilik denilince "evet bunlar yeni" ya da "canım bunlar da yeni mi" gidiş gelişleri arasında sözü sahiplerine verirdim.. demek.. Ve madem ki ana harita burdan oluşuyor, yan yana görmeyi/göstermeyi dilerdim... sen ne düşündün bilmiyorum...

har kullanıcısının resmi

har cevaplamış:

ekseninde sözcükleri beni rahatsız etti.

sepp kullanıcısının resmi

sepp cevaplamış:

doğru, belki haklı olabilirsin.. şimdi sen altını çizdikten sonra tekrar baktım eksen için... bir sözcüğü bildiğimizi düşünsek de bazen kontrol etmek gerekebilir çünkü... bir şeyi eşit iki parçaya bölen diyor.. bu anlamda söylemedim elbette. ama eşit iki parçaya bölebilmesi için de merkezden geçmesi gerekiyor.. dünyanın ekseninin kutuplar sonucuna götürmesi gibi (yanılıyorsam biri düzeltsin lütfen elbette)... dolayısıyla ana aks da diyebiliriz. hiçbir şey demesem de poetikhars ya da fayrap ya da heves desem ne olurdu? orda da başka itirazlar gelebilirdi belki daha dışarıdan... çevresi diyebilirdim... bu da onu bir tür daha geniş merkez yapardı... ki benim algılayışımda bu yönde bir sorun yok... buralardaki merkez'i bir iktidar gibi görmediğim için... ha bunun da doğallıkla oluşturduğu bir iktidar yok mudur, illa ki vardır... ama bu muktedir olmaya daha yatkındır, çünkü hayata geçmiş en az bir yanı vardır... amiyane bir tabirle söylersek biraz "olay yeri" gibi yani... yine de "eksen" orada can alıcı bir sözcük değil... ana mesele de değil... daha uygun bir sözcükle değiştirilebilir...

üstübal kullanıcısının resmi

üstübal demiş:

'polieklektik' heterotopya değil 'polilektik' heterotopya olacak, buradan düzeltmiş olayım...

serkan_isin kullanıcısının resmi

serkan_isin cevaplamış:

mantığına aykırı bir kere. 1 yıl boyunca yıllıkların neredeyse aynı şeyleri görüyor olması, bunları farklı kişiler hazırlıyor halbukisi. üç nokta, çok kaotik. içeriğinden ziyade yıllık sunumunu tekrar bir gözden geçirmeli yapan arkadaşlar. bir kere her yıllığın sunduğu şeye göre şekillenmesi gerekmez mi? fakat yıllıklar nedense -muhtemelen çeşitli bahaneleri vardır- aynı dizilimle çıkıyor. önce bir sunuş, sonra bir değerlendirme, sonra yazılar/şiirler, sonra yazılar, sonra içindekiler, sonra yılın sayım / dökümü ve bitti!

11/12 puntu, tek aralık, Times New Roman/Georgia, başlıklar için 15/18, tek renk baskı derken, yıllık, resmen, yorgun başlıyor zaten matbaadan çıktığı ilk güne. 1992 yılından beri bu işleri izleyen biri olarak yıllıkların bu derbeder hali, şiirin ne kadar talihsiz ellerde olduğunu söylüyor bana. dergilerimizin çoğu tasarım açısından okuru irrite edecek halde zaten. bir de yıllık böyle olunca, iyice okunamaz hale geliyor.

Ha birileri diyebilir ki, efendim içindeki önemli. Valla medya/mesaj ilişkisi önemli olmasaydı, eminim insanlar dışına bakmadan bir sürü şeyi alır, okur, değerlendirirdi. Ama böyle olmuyor, dışı da, sunumu da, kağıt kalitesi de, grafik tasarımı da her bir haltı önemli, hatta hayati.

O yüzden yıllıkların hepsi sınıfta kalmış durumda. 21. yüzyıla girilirken, enzo kağıda basılan yıllıkta, hala tek renk baskı ve fotoğraf kullanıyorsan, ya şairlerin yüzü belli olmasın, ama resmim de yok demesinler diyorsundur ya da bu işi bilmiyorsundur! Dergi, kitap tasarlarken MS WORD programını kullanıyorsan, gerçekten kafan karışık demektir (ki bizim ülkemiz dışında hiç bir yerde bu kolay kolay olmaz.) Eğer bir grafikerin yoksa, zaten kullanacağın boşlukların hepsini feda etmişsin demektir. O zaman da "neden bizim okurumuz yok" diye ağlaman da gereksiz. Çünkü okur denen şahsiyet, bunlara para vermeden önce, ne satın aldığını görüyor. Aynı zamanda bir sürü dergi de görüyor, boyalı da olsa. Zaten iç karartan meselelerle dolu bir dergiye neden para versin?

Yıllıkların içine gelirsek, ben yine şaşırmadım. 2002'den bu yana yıllıklar, bir adım ileri gitmedi. Sayıp dökmecilik, neden sorusuna cevap vermeyen "şu iyiydi, sıkıydı" türü zırvalıklar (hem de eşşek kadar adamlar yapıyor bunu), neden girdim, girmedim tartışmaları, öteki yıla tekrarlanması muhtemel yorumlar ve 21. yüzyıla girdiğini anlamayan, fark etmeyen bir kasaba aydının gözünden dünya tasviri...

sepp kullanıcısının resmi

sepp cevaplamış:

düzeltme için teşekkürler, benim hatamdı, düzelttim.. dergide doğru...

serkan_isin kullanıcısının resmi

serkan_isin cevaplamış:

Cafer Keklikçi, kitap yayınlamış. Sonuçta Mayıs'a doğru şiir okuru ve kamusu okumayı kestiği için Nisan ayları yayıncının son faaliyet ayı oluyor, olabiliyor. Yıllıklarla ilgili söylediklerime ek olarak, şu tanıtım metinlerini de bir gözden geçirme vakti geldi geçiyor sanki;

"2000 kuşağının önde gelen şairlerinden Cafer Keklikçi, Türk şiirine, kendine has yeni bir damar getirdi. Keklikçi şiiri üzerine, daha şiirleri kitaplaşmadan eleştirmen ve şairler tarafından önemli yazılar kaleme alındı. İlk şiir kitabı Tanınma Korkusu 2004'te yayımlandığında, farklı görüşten edebiyat çevrelerinin dikkatini çekti; birçok şair ve yazardan olumlu tepkiler aldı. Şairin, 2007 yılında Yasak Bölge isimli ikinci şiir kitabı yayımlandığında; Cafer Keklikçi artık bütün kesimler tarafından kabul gören, kendine ait okur kitlesi oluşmuş bir şair haline geldi. Türk edebiyatında her kesimden insanın üzerinde hemfikir olduğu isimlerden biri olan Keklikçi kendi şiirini kurmuş, şiirinin altında imzası olmasa bile bu şiirlerin ona ait olduğu fark edilecek denli bir üslup geliştirmiştir."

Kusura bakmasınlar ama, burada bir pazarlama hatası var. Bir kere "herkes" kadar içi boş bir kitle tanımlaması yok. Kim bu herkes? Hadi onu bırak, kitabın arkasında yazıyor diye, ne malum bunun doğru olduğu? "Öncü" denmiş, neye, kime öncülük etmiş? Şiirde öncülük etmek harbiden o anda mı anlışılıyor, yoksa daha sonra mı? Ece Ayhan, 1950'de öncü müydü? 2000 kuşağı kim?

Kitabın adı: Tahammül Şeridi, böyle olay yeri inceleme ekiplerinin etrafa çektiği "do not cross police line" yazıyor ya sarı üzerine siyah, sanıyorum, bu tahammül şeridinin içinde de tuhaf şeyler olmuş da etrafına bunu çekmişler. İnsan yaşarken kendisine "öncü" falan dedirtmez! Hele neye öncülük ettiği belli değilse..Çoğu şair kendisinin çok okunduğunu falan sanıyor, 70 milyon küsür nufus ve 24 küsür milyon genç nufus arasında. Yapmayın allah aşkına, o kadar da önemli değiliz kardeşler.

Bir de ilk kitabının adı "Tanınma Korkusu" olan bir adamın, bu kadar "tanınmaktan" korkmadığını da ben anlamadım, bu da mı marketing numarası?

sepp kullanıcısının resmi

sepp cevaplamış:

yorumdan esinle hızlıca bakayım dedim.. ki öncü sözcüğüne ben de takıldım okurken... işte çok hızlı "öncü şair" google araştırması... sonuçta öyle görünüyor ki -en azından günümüzde- "beyan esastır"... Fakat tabii kişinin kendini beyanı ne kadar esastır, bilinmez...

bazı örnekler:

• Whitman'ın ilham kaynağı, büyük bir hayranı olduğu transandantalist akımın öncüsü ABD'lişair ve yazar Emerson'dur.

• Hece Dergisi, Türk şiirinin özgün ve öncü şairi Cahit Zarifoğlu'nun aramızdan ayrılışının 20. yılında,

• Erken Dönem Osmanlı Hareket-i Nisvanının Üç Öncü Kadın Şair ve Yazarı: Makbule Leman,Şair Nigâr ve Fatma Aliye.

• Sezai Karakoç için: Serbest veznin büyük ustası, öncü şairi, şiir ve şair üzerine nitelikli denemeler de kaleme almıştır.

• Namık Kemal için: O, aydınlanmamızın ilk büyük öncüsü. O, insaniyetli olmak, vatan toprağı, vatan yolu, milletin kalp birliği, hürriyet kavgası, esaret zinciri, millet adına fedakârlık edenler, didar-ı hürriyet, (hürriyetin güzel yüzü), gelecek umudu gibi kavramları şiirimizde ilk kez kullanan bir öncü şair.

• 1924'te Manifeste de Surréalisme'i (Sürrealizm Bildirgesi) hazırlayan akımın öncüsü, şair ve eleştirmen André Breton'a göre

• Tasavvufi Türk halk şiirinin öncüsü olan Ahmet Yesevi

• Orhan veli için. Çağdaş Türk şiirinin önemli bir şairi ve Garip akımının öncüsü

• YÜZYILDA İKİ ÖNCÜ ŞAİR:MEHMED ÂKİF VE NECİP FAZIL

• Edebiyat tarihine “öncü kadın” olarak geçen Şair Nigar Hanım

• Yüzyılın büyük ve öncü şairi olan Mayakovski

• Milli kültür anlayışının öncü ismi: Ziya Gökalp.

• Bir sonraki kuşağın öncü şairi Attilâ İlhan

• Yetiştiği koşulların etkisiyle eski edebiyat taraftarların öncüsü olan şair, Recaizade Mahmut Ekrem'le

• Tevfik Fikret için… Aydınlanmamızın büyük öncüsü, düşün ve mücadele insanı, bu büyük şairi

• Arif Nihat Asya için… Türk şiirinde yeni bir ekolun öncüsü olan şairin bugün takipçileri bulunuyor

• Apollinaire için… Gerçeküstücülük ve Modernizm in öncüsü

• Güven Turan, 1960 kuşağının öncü şairi

• Altmış kuşağının önemli ve öncü şairi İsmet Özel'in şiir anlayışının esası

• Çağdaş Türk şiirinin öncü şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca • Servet-i Fünun'un öncü lirik şairi olan Cenap Şahabettin

• Kadı Burhaneddin için… Türk edebiyatında aruz veznini Türkçeye uygulayıp Divan şiirinin Divan edebiyatı'nın ortaya çıkması sürecine öncülük eden büyük bir Anadolu şairi olarak ...

ve de şu dikkati çekecektir ki öncü demek, en az bir yönüyle başka bir şey, yapılmamışı yapmak, açılmamış yolu açmak demektir.. gerisi, yorumsuz.

har kullanıcısının resmi

har cevaplamış:

ekseninde sözcüğünde beni rahatsız eden "bölen" anlamı değildi, merkez anlamı taşımasıydı. mesela üstübalın polilektik heterotopyasının da, kendisinin de ücranın merkezinde olduğunu düşünmüyorum. ücrayı düşününce aklıma polilektik heterotopya kadar yapbozyap da geliyor. Aynı mantığı diğer eksenler için de kurabilirim tabii ki.