güle güle 2000-2010

Çok iyi!
34
O kadar iyi değil!
-27

Yılın beşinci yıllığı da [[Üç Nokta dergisi]]yle beraber çıktı geldi. Üç Nokta, 2009 baharında 2000’ler dosyası yapmıştı, 1 demişti… 2010 baharında (bahar sayılır yine de) 2000’ler 2 dosyasını yapmış oldu. ... Açıkçası birkaç gün önce dergiye de yıllığa da baktıktan, okuduktan sonra kafamda bir sürü şey oluşmuştu. Hatta buraya da alıntılayarak yazayım bazı şeyleri diye de geçirmiştim içimden. Ama bugün baktım da kendime, elbette söylemek istediğim birkaç şey var ama hiç alıntı yapasım yok mesela. ... Yıllığı bir kenara koyarsak ki aslında dergiyle yıllık birbirine fena halde karışmış. Aslında yeni sayısı bir yıl sonra çıktığı için dergiye de “yıllık” demekte bir sakınca yok. Dergide de yıllıkta da aynı isimlere benzer sorular sorulması bir karmaşa yarattığı gibi, cevaplayanlar açısından da bıkkınlık yaratmış anladığım kadarıyla. Ki insanın okuyası da gelmiyor. ... Örneğin [[Haydar Ergülen]]’in yıllıktaki yazısı zaten bir süre önce star kitap eki’ndeki yazısı, İskender’in yazısı BirGün kitap eki’nde yazdığı yazı… Belki de insanlar da haklı, aynı sorulara gide gide ne kadar farklı yanıtlar verebilir insan… ... Tabii pek çok ilginç şey de yok değil. Örneğin Lale Müldür dergide “beni aramayan, sormayan, benden şiir istemeyen dergiyi niye izleyeyim” diyor. Fransa’da iki kitabım çıkacak vs. burada ciddiye alınmıyorum, selam olsun kabilinden şeyler diyor… Yıllıkta konuyu Ahmet Güntan’ın olaylı şiirine getiriyor, o dönem internette okuduğumuz yazısını yazısına katık ediyor.

[[Gülseli İnal]], 2000’ler yeni bir şey yapamaz, çünkü o yenilik 80 kuşağı tarafından yapıldı, bir gelenek oluşturmaları mümkün değil türünden şeyler söylüyor. Yeterince dergi yayınlanmıyor ama ben [[yasakmeyve]]yi seviyorum diyor. ... [[Mustafa Köz]], görsel şiir diyorlar, batı üç boyuta geçti diyor… ... [[Hilmi Haşal]], 4. ya da 5. sayısını yayımlayan mesela Kurşunkalem dergisini 2000’lere kokusu sinen dergiler arasında sayıyor… ... Bir başkası izlediği dergiler arasında “Haşhaşi”yi sayıyor. Henüz tek sayı çıkmış olan (ekimdi galiba) bir dergiyi izliyor…belli ki pek yorulmuyor izlerken…

Hilmi Yavuz “yenilik mi, Nostradamus’un kehanetleridir bunlar, göreceğiz” derken, Özdemir İnce, şimdiye kadar kuşakdaşım, yaşıtlarım ve benden gençler hakkında hiçbir şey söylemedim. Bence 19. yüzyılın ikinci yarısındaki şiir hakkında bile tam olarak bir şey diyemeyiz diyor. ... Tabii belki de haklılar çünkü Faris Kuseyri’nin bu kuşak için hazırladığı sorular kendi başına da takdire şayan.. Örneğin “bu kuşaktan yıllar sonra müfredata girecek olur mu” diyor? Ben de içimden bu sorunun kime ne faydası var diyorum… Ayrıca müfredat nasıl olur da bir ölçü olur? Sonra bir başka soruda 2000’lerin yenilik şiirine gebe olduğu konusunda ne düşünüyorsunuz deniyor… Şiirde yenilik, yenilik şiiri… başka şeyler… ... 2000’ler derken kastedilen nedir, 2000’lerde yazılan şiir, 2000’ler kuşağı, 2000’lerde şiir yazmaya başlayanlar… Hangisi? Hangisi nasıl kümeleşecek, hangisinden kim kimi nasıl soyutlayacak… Sahi bu tarih nasıl yazılacak? (şart mı ve böyle böyle mi acaba) ... Veysel Ç. Uzun uzun yazmış hem dergide hem yıllıkta… 75 dergi çıktı 2009’da irili ufaklı diyor… irili ufaklı dergiler arasında ilk bakışta gözüme çarpan Fayrap, Karagöz, Yediiklim, Dergah, yumuşak ğ dergileri yok.. Belli ki yüzünü bir yöne çevirmiş… Daha da fazlası yoktur üstüne gidilse eminim… Demek ki 75 değil 100’ü geçiyor rahat rahat… Bu artış da ilginç… Çünkü bu artışın bir karşılığı olmalı. Yani bu doğru orantılı bir artış değil… Arz-talep dengesi desek hiç olamaz. Ne arttı, ne artıyor ki dergi sayısı yükseliyor… Bu şartlar altında iki ihtimal kalıyor. Birincisi şair sayısı artmıştır. İstesek de istemesek de nüfus arttığına göre. Çünkü bizde bir insanın şair olma ihtimali onun “okur” olma ihtimalinden daha yüksek… Ya daha makul bir olasılık olarak, bölünerek çoğalıyoruz. Yani payda değişmiyor ama o hep bahsettiğimiz mikro-dergilere dönüşüyoruz. Giderek okura hiç de ihtiyacı olmayan, böyle bir derdi de tabii… ... Poetikhars itibariyle de güzel gibi olan ya da “sayılabilir”, poetik hars da zinhar da görsel şiir de ve hatta bazıları ısrarla hala “dadakorkut” yazmayı tercih etse de en azından bir şaha kalkmak yerine bir “kabül” var… Hakça söyleyişlere de rastlamak mümkün… Üstübal da mesela sorulara yanıt verirken bunu gözetmiş belli… ... Vs. vs… ... Yıllık için bugüne dek aldığım (-) eksilerle yetinerek bir şey söylemiyorum. Zaten suyun boyu başımızı aştı. (Ne zor olacak edebiyat tarihçilerinin işi rivayete göre). Bu saatten sonra bir yıllıkta olmak da olmamak kadar (olmayanlara endişe veriyorsa) yıllıkta olanlara endişe vermeli… Şöyle sağına soluna daha bir dikkatli bakmalı… (yız) ... Sonuçta ben şunu anlıyorum bütüne baktığım zaman. Bu dosya işleri ölmüştür. Daha doğrusu biz döne döne aynı şeyleri, döne döne aynı şekilde, aynı kişilere sorarak, aynı cevapları alarak işin cılkını zaten çıkardık. Ne okunabilir ne anlaşılabilir bir şey var. Zaten birkaç yazıda da “sorularınıza yanıt vermiş olmadım ama diyeceklerimi dedim” havası baskın… ... Aktif bir dergi çıkarıyor olsaydım eğer belki şunu yapmak isterdim. Ki sanırım bu en azından anlamlı bir yan yanalık olurdu. (Yahut da Üç Nokta ikiye böldüğü dosyanın iki yarısını da ikizleştirmeseydi yani) Madem 2000’ler denince yaşlısı genci, huylusu huysuzu herkesin aklına menfi ya da müsbet “yenilik” filan geliyor... Ama bu “yenilik” herkes için de başka başka… Aynı dosyada, ... [[Görsel şiir]] [[Deneysel şiir ]] [[Popülist şiir]] - [[Neo-epik]] şiir [[Çoksesli şiir]] [[Polilektik heterotopya]] [[Parçalı ham]] [[Madde şiir]] Ve dahi varsa [[yeni-hece]], [[neo-klasik]] vs.. eklenecek şey… ... Soru filan da sormazdım.. Siz anlatın arkadaşlar ne demek istediniz, örneklendirin dilediğiniz gibi… Herkesin, hepimizin haklarında uçarı sözler ettiği bu alanlar hakkında madem ki adsahipleri var, ordan bir okumak ve de yan yana görmek önemli olurdu… İlgili şiir çalışmalarıyla da tabii.. Sonra belki üstüne yeniden konuşulacaksa ucu da açık olurdu zaten… ... Çünkü öyle anlaşılıyor ki dergi okumuyoruz. Okuyorsak da “beşi bir yerde” okumadığımız kesin… ... Neyse… Çok şükür 2000’lerden sonra tekrar benzer soruları sormak için 10 yıl beklemek gerekecek muhtemelen… öyle ya bugünlerde 2010 kuşağı harıl harıl şiir yazıyor olmalı…

Yorumlar

har kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -3

‘yukarı’ dedin

Görsel şiir (poetikhars-serkan ışın ekseninde belki Ş dergisi ya da görsel şiir yazan şairler) Deneysel şiir (heves ekseninde eklenecekler varsa) Popülist şiir - Neo-epik şiir (fayrap ekseninde eklenecekler varsa) Çoksesli şiir (Hayriye ünal) Polieklektik heterotopya (ücra – üstübal böyle ifade ediyor dergide) Parçalı ham Madde şiir Ve dahi varsa yeni-hece, neo-klasik vs.. eklenecek şey…

yıllığı daha edinemedim ama bu kısım da ne demek istendiğini de tam anlayamadım.

sepp kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -3

‘yukarı’ dedin

Bunların yıllıkla ya da dergiyle ilişkisi biraz dolaylı aslında... Daha doğrusu hem direk hem bana çağrışımı açısından dolaylı. 2000'ler denilince bu başlıklar (öyle diyeyim) daha önceki dönemlere göre öne çıkmıyor mu, en azından bu süreçte belirginleşmiş değiller mi? ve herkes ucundan bucağından bir şey diyor ya.. Ben de diyorum ki öyle bir sayı yapardım ki bu başlıkların hepsine yer verirdim... Mesela deneysel şiir nedir, heves bundan ne anlıyor, ne yaptı.. başı ne, nereye gidiyor.. "varsa ekler" dememin nedeni de tek bir muhatap göstermek gerekmiyorsa diye...

Yenilik denilince "evet bunlar yeni" ya da "canım bunlar da yeni mi" gidiş gelişleri arasında sözü sahiplerine verirdim.. demek.. Ve madem ki ana harita burdan oluşuyor, yan yana görmeyi/göstermeyi dilerdim... sen ne düşündün bilmiyorum...

har kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -9

‘yukarı’ dedin

ekseninde sözcükleri beni rahatsız etti.

sepp kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -5

‘yukarı’ dedin

doğru, belki haklı olabilirsin.. şimdi sen altını çizdikten sonra tekrar baktım eksen için... bir sözcüğü bildiğimizi düşünsek de bazen kontrol etmek gerekebilir çünkü... bir şeyi eşit iki parçaya bölen diyor.. bu anlamda söylemedim elbette. ama eşit iki parçaya bölebilmesi için de merkezden geçmesi gerekiyor.. dünyanın ekseninin kutuplar sonucuna götürmesi gibi (yanılıyorsam biri düzeltsin lütfen elbette)... dolayısıyla ana aks da diyebiliriz. hiçbir şey demesem de poetikhars ya da fayrap ya da heves desem ne olurdu? orda da başka itirazlar gelebilirdi belki daha dışarıdan... çevresi diyebilirdim... bu da onu bir tür daha geniş merkez yapardı... ki benim algılayışımda bu yönde bir sorun yok... buralardaki merkez'i bir iktidar gibi görmediğim için... ha bunun da doğallıkla oluşturduğu bir iktidar yok mudur, illa ki vardır... ama bu muktedir olmaya daha yatkındır, çünkü hayata geçmiş en az bir yanı vardır... amiyane bir tabirle söylersek biraz "olay yeri" gibi yani... yine de "eksen" orada can alıcı bir sözcük değil... ana mesele de değil... daha uygun bir sözcükle değiştirilebilir...

har kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -10

‘yukarı’ dedin

ekseninde sözcüğünde beni rahatsız eden "bölen" anlamı değildi, merkez anlamı taşımasıydı. mesela üstübalın polilektik heterotopyasının da, kendisinin de ücranın merkezinde olduğunu düşünmüyorum. ücrayı düşününce aklıma polilektik heterotopya kadar yapbozyap da geliyor. Aynı mantığı diğer eksenler için de kurabilirim tabii ki.

serkan_isin kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -3

‘yukarı’ dedin

dendiğinde benim aklıma, mynet'in video paylaşım sitesi geliyor. .

sepp kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -3

‘yukarı’ dedin

Merkez sözcüğü bir yanıyla bakınca hepimizi iğreti ediyor (en iyi bildiklerimizden merkez-periferi vs. gibi), bunu anlayabiliriz. Sistem sözcüğü de benzer bir kadere mahkûm mesela... (sisteme dahil olmak, dışında olmak vb.)... Oysa sistem her zaman öldürücü bir şey olabilir mi? Bağlamına göre baktığımızda bazen sistemin olmadığı yerde hiçbir şey yürümez (İşleyiş anlamında mesela). Ama bunlar sözcüklerin suçu değil. Gittikçe onların yaygın kullanım şekilleri ve niyetleri sözcüklere karşı bir tavır almamıza da neden oluyor. Muhafazakar deyince sadece "sağcı" bir şey düşünebilir miyiz? Oysa muhfazakar demek, hıfzeden, koruyan demek. Neyi bu kadar sıkı koruduğu önemli değil, sahip olduğu ya da elindeki ne ise sımsıkı, değişmez, değiştirilemez nitelikteyse.. Dolayısıyla bir "solcu" için de pek âlâ muhafazakar diye söz edilebilir. Algılayan zihin bunu kabul edebiliyorsa, sözcük bunu taşır...

Dönersek tekrar, mesela dergide Üstübal "Ücra şiirinin Poliektik Heterotopyası" diyor... Yani sözcükler tek tek Ücra'ya ait olmasa da -ki bildiğim kadarıyla "poliektik" türetimi Üstübal'a ait- biz eğer bundan söz edeceksek, Ücra'da bu konuda yazılıp çizilen yazılar vs. olduğu için ve muadili de olmadığı için, Ücra'yı dikkate almak durumunda kalırız öncelikle. Bu onu Poliektik Heteretopya'nın merkezi yapmaz belki ama daha önceki yorumda yazdığım gibi "olay yeri" yapar, konunun "muhatabı" yapar.

Aynı şey poetikhars ve görsel şiir ilişkisi için de geçerli. Poetikhars, görsel şiirin tekeli olmayabilir ve görsel şiir yazan başka şairler de olabilir ama oluş itibariyle "görsel şiir"den söz edilecekse, bir muhatabı aranacaksa bu noktada poetikhars göz ardı edilmemelidir. Buna merkez diyelim, adres diyelim, çıkış noktası diyelim, olay yeri diyelim hiç farketmez... Çevre sözcüğünün de bir yeri çevreleyen üzerinden gidilince çok farklı bir anlamı oluşmaz zaten...

Eksen için önerebileceğin bir sözcükle düzeltme yapabilirim...

üstübal kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -5

‘yukarı’ dedin

poliektik değil polilektik olacaktı, kimseyi çoğul ektiğimizi sanmıyorum merkezde olmadığımıza göre! :)

sepp kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -4

‘yukarı’ dedin

artık herkes anlamıştır sanıyorum POLİLEKTİK olduğunu ve düzeltince de POLİL ektiği, düşünülmeyecektir Ücra'nın... Çünkü yorumlarda düzeltme yapılamıyor teknik olarak.. Moderatörün sihirli elleri dokunursa düzelir artık ya da affola...

(iç ses: demek ki bu POLİLEKTİK konusunda benim hala benimsemediğim bir şeyler var ki el sürçmesi yaşıyorum, Freud'u da anarak.... )

not 1: şunu farkettim ki son yorum düzenlenebiliyormuş mim'den hariç (ki ek yapabiliyorum) not 2: düzeltme 3'e mahal vermemek için kısaca PH demeyi öneriyorum...

serkan_isin kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -4

‘yukarı’ dedin

polylectic ifadesi ekoloji içinde geçiyor. kelimeyi postmodern için kullanan iki kişi var. bunlardan biri ihab hassan (Ihab Hassan, “Toward a Concept of Postmodernism” (From The Postmodern Turn, 1987), diğeri de . Ratnamuthu Sugathan zaten iki kitapta konuyu işlemiş. Muhtemelen Hassan'dan görmüştür. Çünkü Niçe üzerine çalışmış. Neyse, Üstübal'ın metninde geçen polilektik ifadesi 2004 yılında ekoloji sözlüğünde arılar için kullanılan bir terim. Buna göre

polylectic arı, değişik çiçeklerden polen toplayan ve bal üretebilen arı.

bu türün dışında ise,

oligolectic arı var. o da sadece tek bir çiçekten ya da çiçek türünden polen alarak bal üretiyor.

Hassan kelimeyi nasıl kurdu, nasıl türetti bilmiyorum ama en azından aşağıdaki gibi olabilir;

poly- : comb. form meaning "many, much," from Gk. poly-, combining form of polys "much" (plural polloi); ()

lectic; muhtemelen lect ya da lecture'dan. çünkü dialectic'in mantığına uygun kurulmuş ifade. o zaman da bu söylem, konuşma anlamına geliyor. bir arının birçok farklı çiçek ile iletişim kurup, onlardan aldığı polenlerden "bal" üretmesi burada bahsettiğimiz şey.

biliyorsunuz, , Hegel sayesinde bugün kullandığımız anlamda kullanılmaya başlandı. Kelimenin çıkış yerine göre (eski yunan, nerden çıkacaktı başka?). Bir sanat dialectic. Bu sanat, akıl yürütme, muhakeme sanatı. Dia, "arasında, karşısında" demek. Diyalektik Akıl dediğimde herhalde anlaşılacaktır. Hassan zaten o ünlü tablosunu yorumlarken kullanıyor kelimeyi. “indetermanence:” ifadesini anlatmak için kullanıyor.

“indetermanence:” ifadesi biraz "neolojik" bir ifade. çünkü kelimeyi oluşturan iki kavram "indeterminancy (belirsizlik)" ve "immanence (içkinlik)" postmodernizmi "istila" etmiş durumda diyor Hassan ve bunların arasındaki "interplay"in "polilektik" bir oyun olduğunu . Dialektik değil..

Üstübal'ın ifadesi şuradaki geçiyor.