"Varsa yoksa kadınlık halleri" ya da ne o klasik şiirden esintiler

Birincil sekmeler

Mühür Dergisi'nde Fırat, Fedai ile bir uzun söyleşi yapmış. "Neo Klasik Şiir, Evet" Ben ancak okuyabildim. Baştan başa okunası... Ama kadın şairlerle ilgili şu bölüm birinci dereceden bir yanık gibi duruyor: ... ... ... Fırat: 2000’lerden bu yana, dedin; sözümona avangartlardan bıkıldı. Sanki öyle değilmiş gibi… ... Fedai: Biliyorsun ben, yazdığım bir yazının başlığını “Modern Şiiri Uğurladıktan Sonra Sakalımızı Kesmeliyiz” koydum. Modern şiiri uğurlamak postmodern bir zihniyetle şiir yazmak olmamalıydı ama oldu. Bu, Türk şiiri için asıl ontolojik kaybı meydana getirdi. Biraz evvel eleştirdiğimi söyleyerek andığım Hilmi Yavuz’u, Enis Batur’u, 2000’lerden sonra yazanlara tercih ederim. Aynı kuşaktan olmamıza karşı ötekilere kendimi hiç yakın hissetmiyorum. 2000’lerden sonra Türk şiirinde duyarlık buharlaşması da gerçekleşti. Bugün şiirde bir Müslüman duyarlığından söz edebiliyor muyuz? Sosyalist duyarlık nerede? “Kadın şair duyarlığı olmaz; şair duyarlığına sahiptir,” diyoruz ama kadın şairlerden hangisi kadına ait cinsel ya da sosyal sorunların ötesine uzanabilmiş durumda. Varsa yoksa kadınlık halleri… Kadın olmak gene malzeme oluyor. Luce Irıgray ya da Jacques Lacan’dan medetle kendilerini sunmaya ancak mecal buluyorlar. Sonra da ağız birliği etmişçesine; “bize kadın şair değil, sadece şair” deyin, diyorlar. İsim vermek istemiyorum. Hem neden vereyim ki? Şiir, şairden şu sorunun cevabını beklemez ama karşılığını şairde arar; “Çıldırı anaforundan ne haber?” Şimdi aklıma Özge Dirik geliyor. Bir erkek ama fark etmez. Önemli olan duyarlık derinliği. Aranan budur? Şu iki dizeye bak: ... “havucun içindeki tatlı beyaza güvenme Gayretli çocukların dizleri fena kanar düşünce.” ... Bu kadarı gerekli fikri alabilene verir. Kadın şairler kadınlığın yüzyıllardan gelen rantını bir güzel yiyorlar. Regl döneminden bahsetmekle, cinsel arzuları dışa vurmakla “cesur kadın şair olunur” ancak. Ama dikkat et, pervasızca soyunan kadın tiplerinin de yaptığına medya, “bu mayoyu giymek yürek ister”, diyor… Bu da onu şair yapıyor. Rimbaud, yüz küsur yıl önce kadının önündeki sorunlar kalktığında onun da bir şair olarak kendini gerçekleştirebileceğini söylerken haklıydı. Şimdi Türkiye’de bu, fazlasıyla oldu ama kadınlar hâlâ ajitasyon yapıyor. Çünkü varlığına dair gerçek dertleri var. Kadın şairler ne kendi benlik dertlerinin derinleriyle ilgililer ne de dünyada olup bitenle. Dedikodu nevinden eleştirel yazılara ya da tanıtım işlerine el atıyorlar. Bir Susan Sontag olmak da zor geliyor. Yani düzyazı açısından da sorun var. Dayanışmaları işin başka sıkıntı yaratan yönü. Ben kendi adıma onların eleştirel değinmelerinden öğreneceklerime bakıyorum. Öğreniyorum da ama çoğu derhal bir konumlanma içine giriyor eleştirildikleri zaman. Tartışan iki kadın şair bilmiyorum, duymadım. Çoğu kocaları bakımından Virginia Woolf kadar rahat belki. Ama Virginia Woolf’te bir derin sıkıntı, içinden çıktığı toplumla bütünleşmiş olarak vardır. Mesela İstanbul demez de Konstantinapolis, der. Bu bir dünya kavrayışıdır. Tomris Uyar kadar edebiyat, düşünce yükü taşımaya hevesli görünmüyorlar pek çoğu. Erkeklerdeki zayıflık onlarda da var. Şiir piyasası ile iyi ilişkiler içinde olmaya çalışıyorlar. Dışlama, Yadsıma gücü göstermiyorlar. Bunu gösterebilen, içlerinden yani kadın olsun erkek olsun benzerlerinin içinden ayrılacaktır. Bunları söylerken, belki sertçe söylüyorum ama art niyet taşımadığımı belirteyim. Gerçek bir şairi izlemek büyük mutluluktur. Hele de o bir kadınsa, mutluluk hayranlık boyutu da alır. Çünkü o zaman şunu söyleyebiliriz kızlarımıza: “Bak, işte obir şair!” ... Fırat: Kadınlara karşına almak iyi değildir… ... Fedai: “Erkeği yükselten erkekteki kadın yandır. “ Faust böyle nihayete erer. Kadınlarda, işler sıkışında işten vazgeçme eğilimi son on beş yirmi yılda gelişti. 1960 ve 1970’li yılların siyasi söylemle iç içe kadınlarını düşünelim bir… Nasıl da yürekliydiler. Sence de öyle değil miydi? ...

Yorumlar

sepp kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: 29

‘yukarı’ dedin

Manifestoların peşin yazılıp ardından “izlerşiirler”in yazılmamasından şikayet ettiği ve benzer duruma düşmek istemediği için önce bunu anlatmaya çalıştığını söylüyor söyleşisinde C. Fedai. Yakında çıkacak kitabı da zaten bunu bize gösterecekmiş. Bana, sana, ona, şuna, deneycilere, görselcilere, epikçilere, modernlere ve post-modernlere, i. özele, i.özelcilere, İslamcılara, Müslüman şairlere, piyasaya, yaşlılara, gençlere, ortayaşlılara filan derken boş bıraktığı bir alan olduğunu düşünerek sanırım kadın şairler için de yukarıdaki sözleri sarfetmiş. ... Ne yazık ki ne kadar kıyafet değiştirilse de o feodal bakış her zaman sırıtıyor. Sanki bu ülkede kadınlar yüzyıldır gürül gürül şiir yazıyorlarmış gibi konuşuyor. 60’larda 70’lerde kim şiir yazıyormuş? ... Gülten akın: 1933 ilk kitabı 1956 Türkan İldeniz: 1938 ilk kitabı 1966 Melisa Gürpınar: 1941 ilk kitabı 1962 Gülseli İnal: 1947 ilk kitabı 1985 Gülsüm Cengiz: 1949 ilk kitabı 1987 Ayten Mutlu: 1952 ilk kitabı 1984 Oya Uysal: 1952 ilk kitabı 2001 Leyla Şahin: 1954 ilk kitabı 1988 Arife Kalender: 1954 – İlk kitabı 1992 Lale Müldür: 1956 – ilk kitabı 1988 Nilgün Marmara (1958-1987) Birhan Keskin: 1963 ilk kitabı 1991 ... Bu isimlere unuttuğum birkaç isim daha eklenebilir. Sonra başka bir şey başlar… O başka bir şey de zaten 60-70 arası doğumlu şairlerdir.. Sonra da 70 ve sonrası doğumlular eklenir ivme daha da artar ve bugüne geliriz… ... Söylenecek çok şey var bu konuda aslında. Ve de demek ki yazmak lazım… Sadece şu cümlesi bile “Çünkü o zaman şunu söyleyebiliriz kızlarımıza: “Bak, işte o bir şair!”” tam da o bakışa ait zaten. Senin şair olman için onun (cinsinin) şairdir MÜHRÜNÜ mü basması lazım? Elbette kadınların kusurları da var, şair kadınların eksikleri var, ilgileri ve hevesleri belki daha az, belki daha sakin ilerliyorlar. Elbette kadınlık hallerinden de söz edecekler. Tıpkı erkek şairlerin şiirlerinden eksik olmayan “erkeklik halleri” gibi. Mesela aşılamayan baba-oğul ilişkisini ya da babalara ağıtları, kaybedilmiş babalara yazılan ağıtları, özür şiirlerini, orta yaşı aşmış olanların geride kalan fırtınalı gençliklerini anışlarını okurken biz de sıkılıyoruz bazen, içimiz daralıyor. Keşke C. Fedai bunları yazarken hemcinslerinin şiirlerinde nasıl nesne haline getirdiklerini, o şiirlerdeki egemen dili, kadını neredeyse aşağılayan bakışları da konu etseymiş… Ama haklı, bu da bizim kusurumuz, demek ki bunları kadınların da yazarak dile getirmeleri gerekiyor. ... Ve bir de diyor ya ben tartışan iki şair kadın görmedim. Acaba erkek şairler arasındaki kavga, ağız dalaşı ya da mahalle kavgası şeklinde ilerleyen süreçlere “tartışma” mı diyor, merak ettim… ... “Pervasızca soyunan kadın tipleri”yle kadın şairlerin ne ilgisi var. Ayrıca bu “pervasızca soyunan kadın tipleri”nin alıcısı kim? Kim yaratmış bu sistemi, kim besleniyor bunlardan? Ajitasyon ne? Dayanışmanın nesi kötü? Bütün bir söyleşi boyunca i. Özel’i yıllardır isim vermeden söz söylemekle eleştiren ağız neden “neden isim vereyim?” diyor? ... Neyse, kınıyorum kendi adıma, bu bakışı, bu ifadeyi… ... Bir de şu var… Varsın o da öyle düşünsün de diyebiliriz… Böyle düşünen, bu düşünceyi çeşitlendiren, farklı şekillerde de dile getiren başka erkek şairleri de biliyoruz. Ne’si kötü, kadın şair, erkek şair dememenin? Şimdi benim “erkek şair” demem çok hoş bir şey mi yani? Niye şair yetmiyor?

soyluçekimser kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: 10

‘yukarı’ dedin

sui misal misal değildir. ern aysn'dan bahsetmiş sanki neyse. kadından çok iyi nilgün marmara olur. laf aramızda...

serkan_isin kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: 11

‘yukarı’ dedin

söyleşi zaten felaket de ben az önce okurken şuna dikkat ettim;

"Gayretli çocukların dizleri fena kanar düşünce.”

dizesinin nesi, neyi ilginç? Her çocuğun dizi fena kanar düşünce, haylazların da, fırlamaların da, sessiz olanların da. Ne ki yani bu? Bu kadar boş lafları, sırf ahenk, ritm, müzik yüzünden kenara not etmek bile ATP kaybıdır. Esas Kiç olan budur.