Edebiyatımızın 2000lerle imtihanı

Birincil sekmeler

'ta 2000'lerle ilgili bir dosya gibi bir şey yapılmış. Ahmet Oktay, Enis Batur, Metin Celal, Cem Erciyes cevap vermiş. Detayı ile okursunuz tabi ama benim dikkatimi çeken roman ve öykünün, şiirin önüne geçtiği konusundaki söylemin herkes tarafından kabul edilmesi. Elbette böyle olacaktır çünkü bu ülke edebiyatından biri Nobel aldı, roman yazarak. Bu da Batı'ya soğuk tarafımızı belirledi: Şiir. Zaten öyle bir kanımız da var. Şiir çevrilemiyor diye. Genelde bahanemiz bu oluyor, oldu. Cemil Meriç'e göre Namık Kemal, Nazım Hikmet Nobel alabilirlerdi, eğer Batılı bir dilde yazıyor olsalardı. Özetle şiir, kendisi ile yüzleşmeye, tükenerek yüzleşmeye devam ediyor, edecek. Bu önemlidir. Elde ne devlet yardımı, ne devlet söylemi, ne de aşırı şarj edilmiş çeşitli ideolojik şeyler var. Bu açıdan bakıldığında da hayırlısı olacaktır.

Şu da var. Şiir için uluslararası bir söylem alanı gerekse de, pazarı genelde yereldir. Yani bu ülkedeki genç nüfus düşünüldüğünde, şiirin yeniden yeşermesi için elimizde kimine göre hafızasını kaybetmiş, bana göre masum ve biraz hırçın birden fazla kuşak var. Bunu değerlendiremiyorsa şair, bahsettiği Hürriyet, Hürriyet gazetesinin ifade ettiğinden fazla değil demektir.

Yorumlar

sepp kullanıcısının resmi

Bunu değerlendiremiyorsa şair dediğin şeyin ne olduğunu tam anlayamadım.

Bir de hadi bizden dışarıya çeviri zayıf... Başka ülkelerde şiirin durumu çok mu farklı ki... Mesela ingilizce dünya dili.. Bugün İngilizce konuşan herkes çağdaş ingiliz şiiri (varsa böyle bi şey) denilen şeyi sular seller gibi biliyor ya da izliyor mudur? Yani önde midir mesela İngiliz şiiri, yaygın mıdır bugün?

serkan_isin kullanıcısının resmi

Bu "İngiliz Şiiri" denen herzenin Halk denen şeyle kurduğu ilişki/sivillik açısından değerlendirilebilir. Elbette örneğin bizim çok bildiğimiz büyük şairlerin okur kitleleri, bilinirlikleri muhtemelen çok değildir, hatta bizden az biliyorlardır, ama o şairlerden çok azı resmi ideolojinin sarmallarından fırlayıp gelmişlerdir. İngiliz'in şiiri, destanı sadece kitapta kalmıyor, filmi var, şuyu var buyu var. Bizde şiir bu kadar kurucu ama Türkçe dilin geldiği yer içinde, tuttuğu yer ve etkisi çok çok az, değil mi? Ama elimizde yazılmamış şiiri tarihi anlatısını, yeniden ele alıp, anlatabileceğimiz birkaç kuşak var.

sepp kullanıcısının resmi

Tamam, böyle bakınca doğru, özellikle de şiirin diğer alanlarda tuttuğu yer açısından filan.. Bugün aynı mantık üzerinden baktığımızda şiirin sinemayla da bağı yok, resimle de, diğer plastik sanatlarla da.. Yani çok dolaylı olarak olabilir de.. Ya da mesela Biket İlhan çok kötü bir ilk Nâzım Hikmet filmi yapmıştı mesela, kötü örnekler de yarar değil zarar getiriyor. Bir de bu dönem ruhu denilen şeyle de ilgili olabilir. şair-ressam-sinemacı arasında gündelik ilişkiler de olmadığı için ortak üretimlere rastlanmıyor sanırım... daha da komiği, i.özel'in son televizyona çıkışında ordan birisi "siz şairsiniz, oturup şiirinizi yazsanız, daha güzel olmaz mı" dedi mesela... şair böyle bir şey olarak da görülüyor zaten, bulutların üstünde, kendinden geçmiş, bi köşede şiirini yazan adam ya da kadın, hayalci...

har kullanıcısının resmi

Dosyanın aslına bakarken gözüm Ahmet Oktay'ın yazısına kaydı da şöyle bir yer var:

Görünen o ki, 2000’lerin edebiyatı, giderek biçimcileşecek (bunu şiir alanındaki somut şiir denemelerinin örneklerinde açıkça görebiliyoruz), bireyin sorunlarına öncelik verecek, toplumsal matriksinden biraz daha kopacaktır.

Sayfalar