Sanat, yazın gibi alanlarda, "yeni" ve "moda" ifadelerin birbirlerinin yerine kullanılmaya başlandığı -bu kelimeler arasına "pop" rahatlıkla eklenebilir, fakat cila niyetine bile yapının dibindeki kararlı ve sabit içeriğe nüfuz edemediği, onu değiştirmediği bir süreçteyiz. Neden bu kadar etkisiz şiir?

Çünkü artık "gelenek" ile "modern" olan arasındaki ilişki asalaklığa -aynı zamanda birbirini de var etmeye- varmaya başladığından, bize anlatılan düşman kardeşler masalının da sonuna gelmiş sayılırız. Modernitenin bir faz aralığı, bir "kıvam" ya da bir tür "kalite" olduğunu düşünenler oldukça fazla sayıda artık. Zaman ya da Çağ, eserin biçimi ile içeriği arasındaki o bilindik ilişkiyi olabildiğince rahat bıraktığı için, yayın bandı geniş ve esnek.

Gündelik yaşantının ilerliyormuş gibi görünmesi sağlayan teknoloji, burada, bizim coğrafyamızda, bir gereklilikten çok, yüzer gezer bir imkanlar bütünü, asla tutmayacak bir maya işlevi görür. Bu mayanın kısmî olarak gerçekleştirdiği etkiler ise, bütünün yoğunluğu karşısında bölgesel olarak kalmakla yaralıdır. Şairin öyle veya böyle “reklamı” ve “iletişimi” yapılabilmektedir artık. O, bir üründür.

Görülme talebinin diğer bütün taleplerden daha baskın işlerlik kazandığını söyleyebiliriz. Görülme, bilinme, tanınma talebi bir ortaklanma -bahsettiğim asalaklığın ilk aşaması, nekahet dönemi hastalığı ile birlikte yaralı bilincin dibinden taşıp gelir.

Örneğin, Mehmet Fuat ve öncesinin "editöryal" zihniyeti şiir gibi bir alandaki kısıtlı arz talep ilişkisini överek anlatır: Az ama yetkin okur! Şimdilerde görülüyor ki, denetim altında tutabildikleri okur tipi bu idi, şair sayısını ya da çeşitliliğini denetim altında tutabilmek için kullandıkları bir nevi ekonomik baskı aracı. Özetle, okur sayısı az olduğu için baskı sayısı az, baskı sayısı az ise, basılacak kitap, böylelikle "sunulacak" şair sayısı da azdır, elenme böylelikle doğal hale gelir. Daralma, kendisini, modernleştikçe tek ses haline gelen akım diyetinde gösterir. Serbest Vezin’in icat edilmesi gerçekten ne işe yaramıştır? Bunu sorabiliriz çünkü eleştiri ya da poetika tabanı Serbest Vezin’in dünyasına ait değildir, çoğu kez. Çünkü serbest vezini talep eden bunu "moda" olduğu için etmiştir, bir zorunluluk olduğu için değil. Hece'yi terk etmek şairin tercihine kalmamıştır, bu yüzden de Hece bir hayalet gibi yeni şiirde kendisini gösterir, o ahenktir, ritmdir, müziktir, ekonomidir ve çoğu kez Okur'dur.

Türkiye'de modern zamanlarda şiir akımları fakirdir. Batı Modernliği ile karşılaştırıldığında bu kısırlık baskı altında tutulan Tarihsel Şair fikri ile ilgilidir. İkinci Yeni'nin ilişki kurduğu başka ne vardır? Mimarlık? Müzik? Resim? Hakim olarak kabul edilen bir akım, aynı çağdaki diğer hareketleri, tasfiye etme hakkını elde eder. Türkçe'de poetika çeşitlilik arz etmez, sadece fraktallanma ya da "varyasyon" vardır. Kullanılacak alfabe devletli olduğu için, çözüm önerileri hep aynı eksenlerde gidip gelmek zorundadır. Türkiye'de tüm şiir hareketleri resmî olarak meşru kabul edildiği sürece yaşamaktadırlar. Bu da görünmez onay mekanizmaları, ritüeller, yapılacaklar listesi, gerek ve yeter şartlar gibi, kendi bürokrasisine sahiptir.

Şairlerin şiirde yer vermeyi tercih etmediği şeyleri toparlama imkanımız olsa idi, bunların şiire alınmama ya da şiirden uzak tutulma sebeplerinin hiç de estetik ya da yazınsal kaygılarla olmadığını görebilirdik. Böyle bir toplam, bize ayrıca Şiir'in bir tür olarak diğer türlerle kuramadığı ilişkinin, yapmayı reddettiği gen alışverişinin de kaybettirdiklerini gösterebilecektir.

Yayına dair endüstriyel bilgi ile şiire dair yazınsal bilgi ve pamuksu içerik arasındaki ilişkinin koparıldığı çağa çoktan girmiş bulunuyoruz. Şair, şiir yazarak Büyük Anlatı'ların karşısına dikilebileceğini zannediyor. Fakat elindeki tüm "yayın" imkanları o sistem tarafından belirleniyor. Görsel Şiir gibi alanların, avangard şiir üretimi açısından kayda değer tarafları, bu gizlenen ilişkiyi kurcalamalarıdır. Hiç matbaa görmemiş biri, kopya ile orjinal arasındaki bağı kavramakta zorlanacağı gibi, yazdığı şiirin gerçekten "hiç el değmeden okura ulaşacağı" yanılgısını da taşır.

Böylelikle [w:verbomotor] (sözlü-hareket eden) kuvvetlerle çalışan şair tipi, 200 yılı aşkın süredir kullanılageldiği tüm iktidar yapıları tarafından tekrar tekrar üretilmek üzere aramıza bırakılır. Eleştiri, özgeçmiş, polemik, deneme hatta poetika tarihsel yerine oturtma sağlandıktan sonra garnitür ya da meze olarak öne ve sona ya da araya yerleştirilebilir. Bugün bize tanıtılan ya da önümüze sürülen şairlerin çoğu bir türün devamı için asgaride yer alan “cinsî münasebeti” yerine getirmektedirler. Türün devamı için her şair, damızlık bir poetika uzviyetinden başka bir şey değildir.

Son bir not: Kültür Bakanlığı bir "teşvik" kanunu yayınladı. "Edebiyata devlet desteği" başlığı ile verilen habere göre, 3 ay, 6 ay ve 1 yıllık projeler için devlet çeşitli miktarlarda "teşvik" verecek. Proje olarak adlandırılan şey için de karar verecek merci bir kurul olacak. Projeden kasıt, haberden anladığımız kadarı ile bir edebî yapıt. Ben çoğu kez Devletin içeriğe değil, artık bu zamandan sonra, başka şeylere teşvik vereceğini, destek olacağını -örneğin KDV indirimi, örneğin kütüphanelere gidecek kitapların daha çok satın alınması- düşünürken, böyle bir haber çok düşündürücü geldi. Çünkü kurulda yer alacak "sivil" örgütlerin edebiyattan yana adı altında bir ton ön yargı ile konuya yaklaşacaklarından eminiz, zira, zaten o tür örgütlerin de kuruluş sebebi budur. Fakat esas mesele, devletin bir yapıta patronluk etme arzusudur.

Yorumlar

craft kullanıcısının resmi

craft demiş:

yazıyı okuduktan sonra "editörün cehennemi" sözü dikkatimi çekti. w. benjamin "cehennemin sonrasızlığı"nı anlatır ya, yeni anlamın üretilemediği (ya da böyle hatırlamayı tercih ettim, tam hatırlayamıyorum) işte o sonrasızlıkta gibi şiir, çünkü şairler nasıl bir cehennemin içinde yaşadıklarını anlamaktan çok uzaklar..

serkan_isin kullanıcısının resmi

serkan_isin demiş:

her ne kadar şu anda bir nevi "bizim gecekondunun şiir tarihi" yürürlüğe konulmaya çalışılsa da..