Buradasınız

Bir Kitap: Modern ve Ötesi

Birincil sekmeler

sepp tarafından 9. Aralık 2009 - 13:19 tarihinde gönderildi
Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -9

‘yukarı’ dedin

Modern ve Ötesi
(Elli Yılın Sanatına Kenar Notları)

Orhan Koçak

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
Sanat-Estetik Dizisi

19X24, 218 s. Renkli
ISBN: 9786053990000

Sanatın geçtiğimiz elli yıllık hareketini kabaca üç döneme ayırarak başlıyor anlatmaya Koçak: Soyutlama eğiliminin önem kazandığı, resimde görsellik-dışı öğeleri reddeden, “hikaye”, “edebilik” gibi özellikleri küçümseyen sanatçıların egemen olduğu bir ilk dönem; soyutlamaya karşı bir tepki olarak da görülebilecek “yeni-figüratif” eğilimin belirdiği, sanatçının kendi kişisel ikonografisini yarattığı ve kasıtlı olarak büyülemeye, kışkırtmaya yöneldiği 60’lı yıllarda başlayan ikinci dönem; ve 80’lerin sonunda yaygınlaşmaya başlayan, “modernizmin kendi üzerine dönmesinin, kendi kendini sorgulamaya girişmesinin bir ürünü” olan “kavramsal sanat” dönemi. Orhan Koçak, buradan da anlaşılacağı üzere kronolojik bir sıra takip etmekte. Ancak farklı eğilimlerin, farklı “dönemlerin” yan yana var olduğu sanatın kronolojisi ne kadar düzenli ve kronolojikse, “Modern ve Ötesi” de o kadar kronolojik ilerliyor, diyebilirim.Modern ve Ötesi

İşte bu nedenledir ki, çalışmanın ilk bölümü “Modern Resmin Yaşlanan ve Gençleşen Ustaları” adını taşıyor. Bu bölüm, 1950’li yılların ressamları ve onların yönelimleri eşliğinde, Türk resmindeki “tarihsel gecikme”yi ve bu gecikmenin tüm dönemlere erişen ve sanatın altyapısını oluşturan özelliğine dair aydınlatıcı ifadelerle, 60’lı yıllara taşıyor bizi. Ortalama her okurun anlayabileceği, keyifle okuyabileceği bir dille yazıyor Koçak; o çok aşina olduğumuz sanat eleştirmenlerinin dili değil bu. Öyle ki elinize aldığınız anda sonlandırmadan bırakamayacağınız bir anlatıyla karşı karşıya olduğunuzu daha bu ilk bölümden itibaren fark ediyorsunuz. Koçak’ın ele aldığı her ressamın, hem sanatsal hem de kişisel yazgısıyla rahatça özdeşim kuruyor, toplumsal benliğin uzak ve anlaşılmaz köşelerinden birer birer yanı başınıza geldiklerini ve zaten hep orada olduklarını hissediyorsunuz. Sanatla yaşamın ayrışmazlığı zihnimizde sanki yeniden bütünleniyor.

“Daha Karanlık, Daha Eleştirel: İkinci Bir Modernlik” e gelindiğinde, sanatçıların daha ayrıntılı, daha derinlikli olarak ele alındıklarını görüyoruz. Zira bu noktada her sanatçı, birer kırılma noktası, başlı başına eleştirel bir tavır halini alıyor... “Beyhude görüntüler koleksiyonunun ironik gözlemcisi” Cihat Burak’la birlikte “hikaye” geri gelir, yüzeyin altındaki gerilimi söylemeksizin hissettiren Orhan Peker’de, işlev ifadeden ayrılmayan bir ilkedir. İdealleştirilmiş değil, kent tarafından yoksunlaştırılmış köyün ressamı olarak gönlümüze yerleşir Neşet Günal. Ve diğerleri, Ömer Uluç, Burhan Doğançay, Erol Akyavaş, Yüksel Arslan... Bu bölümde ele alınan tüm ressamlar, onların yaşamları, sanat eğilimleri, tüm arayışları gönlümüzde birer edebi hikaye halini alır.

60’lı yıllarla birlikte Türkiye dahil sanatta yaşanan kırılma noktası; derken “68 kuşağı” ve ardından gelen “Modernizmden Sonra"... Bu bölümlerde de yine sanatçıların yaşamı ve yapıtları üzerinden ilerleyerek yakın tarihimizin sanat haritasını çıkarmaya devam eder Orhan Koçak. “Modernizmden Sonra”da yer alan en dikkat çekici bölümlerden biri “Sanatta Feminizmin İlk Belirtileri” diğeri ise Kutluğ Ataman’ın Kutlu Ataman’s Semiha B. Unplugged adlı video çalışmasının yorumlandığı “Sanat Nerede: Kutlu Ataman’dan Semiha B.” adlı bölüm.