Yeni Sinema Hareketi

Birincil sekmeler

Sadece şiirimiz hareketli olacak değil ya..

YENİ SİNEMA HAREKETİ

Bir yılı aşkın bir süredir kendi aramızda toplantılar yapıyor, fikir alışverişinde bulunuyoruz. Birbirimizin projelerini elimizden geldiğince desteklemeye çalışıyoruz. Sinemamızda yaşanan önemli gelişmeleri, sorunları ve olası çözümleri tartışıyoruz.

Grubumuzun adı Yeni Sinema Hareketi. İsmimiz yanıltıcı olmasın. Bizden önceki sinemaya ya da sinemacılara karşı değiliz. Tam tersine, sinemaya onların filmlerinden aldığımız cesaretle başladık ve hâlâ onlardan çok şey öğreniyoruz. Yeni olan, geniş katılımlı bir oluşumla, bir arada durmayı denememiz. Filmlerimizi üretirken birbirimizle her türlü bilgi ve deneyimi paylaşmaya, dayanışma ve iletişim halinde olmaya çalışmamız.

Sinemamız giderek daha da üretkenleşiyor. İlk filmlerini üreten sinemacıların yanı sıra bizi cesaretlendiren, önümüzde yeni bir yol açan usta yönetmenlerimiz de dünya çapında her geçen gün daha da büyük başarılara imza atıyor. Filmlerimiz giderek daha fazla seyirciyle buluşuyor.

Biz de sinemamızın bu dönemecinde bir arada olduğumuzu ve üretmeye devam edeceğimizi duyurmak istiyoruz. Türkiye’de sinema alanında yaşanan temel sorunlar üzerine kafa yormak ve bazı öneriler getirmek istiyoruz. Bunu yaparken özeleştiriden kaçınmayan ve yapıcı olmaya çalışan bir yaklaşım benimseyeceğiz ve gerektiğinde taşın altına elimizi koyacağız.

Amacımız yeni polemikler, yeni karmaşalar, yeni kırgınlıklar yaratmak değil. Ulaşılabilir küçük hedeflerimiz olduğu gibi, bugün ütopik gözükebilecek hayallerimiz de var. Ve bunların hepsi tek bir şeye hizmet ediyor: “Sinemanın daha düzeyli, daha eşitlikçi, daha şeffaf ve demokratik bir ortamda yapılması.” Bu anlamda, her türlü baskıcı ve sansürcü güce karşı, farklı seslerin kendini özgürce ifade edebileceği bir üretim ortamı yaratmak için mücadele edeceğiz.

Önümüzde uzun bir yapılacaklar listesi var. Biz ilki ile karşınıza çıkıyoruz. Üretmek temel sorunlarımızdan biri, ama onun kadar yakıcı olan bir sorun da filmlerimizin seyirci ile hak ettikleri şekilde buluşamaması. Bu anlamda, filmlerimizin daha çok izlenmesi için çalışacağız. Önümüze koyduğumuz hedef, Sinematek ruhu taşıyacak alternatif gösterim mecraları yaratmak ve bunları ülke çapında yaygınlaştırmak.

Sizin de bu işin parçası olacağınıza inançla, ilk denememizi 23 Nisan-10 Mayıs tarihleri arasında Ortaköy Feriye Sineması’nda gerçekleştireceğimiz Yeni Sinema Günleri ile başlatıyoruz.

Bu uzun yolculukta siz basın mensuplarının desteği, Yeni Sinema Hareketi’ni yaşatacak ve geleceğe taşıyacak en büyük güç olacak.

Yeni Sinema Hareketi aşağıdaki isimlerden oluşuyor (soyadı alfabetik sırasıyla): ... Serkan Acar Özcan Alper Belma Baş Mahmut Fazıl Coşkun Serkan Çakarer Sevilay Demirci Murat Düzgünoğlu Özgür Doğan Mehmet Eryılmaz Orhan Eskiköy Pelin Esmer Tolga Esmer Selim Evci Aslı Filiz Hüseyin Karabey Nida Karabol Seyhan Kaya Yamaç Okur Nadir Öperli Belmin Söylemez İnan Temelkuran Seyfi Teoman Haşmet Topaloğlu Tarık Tufan Yeşim Ustaoğlu Emre Yeksan Derviş Zaim ... ...

Yorumlar

soyluçekimser kullanıcısının resmi

hele şu soruları cevaplayın bakam?

1- filmlerinizde inatla yakışıklı ve güzel insanlar mı oynıyacak? 2- filmlerinizde kıllikler (kısa boylu) uzun boylu mu gösterilecek? 3- gişe filmi yapamamak bu kadar yalnız mı hissettiriyor kendilerinizi? 4- "yeni" kelimesinin büyüsüne kapılmak nassı bi duygu? 5- set ekibinin sigortası? 6- ya senaristin geri plana atılması olayı, ödül alınca papyondan daha mı değersiz acep senaristler?

sepp kullanıcısının resmi

Sorulara katılıyorum. İlk okuduğum gün de kendi kendime, "peki, bu hareketin isteği" ne diye sormuştum. Mesela birlik ya da kooperatif filan deseler aslında sorun kalmıyor ortada. Çünkü haliyle daha çok öyle duruyor. Soyluçekimser'in sorularına yaptığı işlerle makul cevaplar verebilecek yönetmenler var, vardır aralarında tabii... Mesela Hüseyin Karabey'in "Gitmek" filmi 1. soruya, üstüne basa basa HAYIR diyebilir. Başka örnekler de mümkün. Ama şöyle tekrar bakınca bugünle, gelenekle, dille, sinema tarihimizle, sektörle (ki sinema bariz sektördür) sorunları da yokmuş gibi duruyor... Öyleyken de tek hareket gişelere yönelik görünüyor, en azından bu toplanış için...

serkan_isin kullanıcısının resmi

bu kadar gerici nasıl olabiliyorlar? toplaştıklarında mı oluyor bu, böyle? bir kere sinemanın demokratik ortamla falan ne ilgisi var? gerçekleştirilebilir küçük hedefler ne? mesela daha fazla sinema salonunda gösterilmek mi? "irecep ivedik daha fazla seyrediliyor, bize ne bize ne, biz de istiyoruz" demek mi bu? daha az görünür olunca, daha iyi sinema olacağı gibi bir şey mi var? o kadar internet var, çeksin filmini, açsın bir site ya da ortak bir site, isteyene de dvdsini bassınlar versinler. hem "küçük, bize ait, bağımsız kalsın" hem de "aman çok fazla kişi izlesin" var mı böyle bir şey? bu kadar dizi çeken yönetmen, yazan yazar, oynayan insan var. hangisinin çektiği film gişede iş yapmış? o yeşilçam ödüllerine bakınız. sinema denen şey sadece yönetmen, kıçı kırık birkaç aktör, aktris, gerisine ne ödül var, ne isimleri geçiyor. Kategorilere , örneğin. Sinema sadece kafayla ilgili bir şey değildir, görsellik ile ilgili birşeydir değil mi ve görsellik hem aşırı ucuz hem de aşırı pahalı bir halt değil midir? söylem alanı bu kadar güdük, sanat filmleri furyasından hallice bir şeye dönüşmüşken film, "oh be, güldük amk" diyen izleyicinin önüne yeni ne vereceksin sen? izleyicinin ne istediğini anlayın biraz artık. dijital kamera denen halt herkesin elinde varken, insanlar atatürk'ü reklamlarda oynatıyor, cumhuriyet ile ilgili filmlerde şu kadar kıyafet dikildi diye basın bülteni yazıyorsa, siz toplaşsanız ne olacak? bu sinemacıların durumları, şairlerden hallice yahu!

soyluçekimser kullanıcısının resmi

evet, takdir etmiştim o tontoşu, daha ziyade hüseyin karabey'i. hemen dikkatimi çekmişti. darısı bay semih kaplanoğlu'nun şair kılıklı yusuf'una...

denge kullanıcısının resmi

bu kişilerin toplanma nedenleri sinematik öğelerden çok politik zaten. ve ikinci özellikleri de insanların asla bu arkadaşların üzerlerinde uzlaşamamaları. bence tek iyi yanları da bu. sadece iki filmini gördüğüm özcan alper'i sevebildim. gitmek, brando, bornova bornova gibi apık sapık filmler son dönemde izleyip de ömrümde gördüğüm en dandik filmlerdir.

herşeyden evvel bu filmlerde yeni olan birşey olmadığı gibi, yeni olan şeyler atılmış ve 70lerin filmlerine öykünmüşler. benim gözümde sonbahar'ın sürü'den bir farkı yok. ("ikisini de sevdim" o ayrı)

yani şunu anlatamıyoruz. herkes kendisini anlatsa... herkes kürt olduğunu, hemşinli olduğunu, sosyalist olduğunu söylemeden yapsa şu filmini. etnik savaşların ortasında kalmasak. bu adamlar/kadınlar etnisiteyi yıkar gibi görünüp şırlatan da insanlar bi yandan.

sen derdini anlat da sana kürt olduğun için, hemşinli olduğun için kadın olduğun için, ezilen olduğun için değil, insan olduğun için değer vereerk izleyeyim.

dediğim gibi bunların tek iyi yanı hiçbirinin aslında birbirine benzememesi.

1- filmlerde öyle bir durum yok. ama öykünün-senaryonun kalburüstü olduğuna katılıyorum. burjuva hikayesi anlatan, duyarlı çocuklar benzetmesi duymuştum bir yerde... 2 - göstergebilimsel saçmalıklar bunnar. 3- gişe filmi yapmaya çalıştıkları ama yapamadıkları da doğru. hele şu bornova bornova ne rezil bir filmdi. 4- herkes neo'cu herkes post'çu olduğu için yani urfalılar kepapçılığın öz urfadan tut özhakiki urfaya kadar onbeş ayrı türemesi olduğu için suçlamak doğru değil. (trend) 5- işçisini en çok ezen patron solcu geçinen patron olmuştur. şimdi genelleme diyeceksiniz. ben de evet diyeceğim. böyle abi. marks okumuş patron işçisini daha verimli sömürür. 6- çoğu çok basit hikayeler kullanamakta. ümit ünalda gördüğüm birşeydi bu ilk... örgüsü göreli sağlam olanlarda da yönetmenler yazmış.

son olarak, işlerine baksınlar, biz de çıkaracakları işlere bakalım. çünkü "yeni"olmasalar dahi "genç" kişiler bu yönetmenler. icraatleri gösterecek.

serkan_isin kullanıcısının resmi

recep ivedik serisi, bu ülkenin cingöz recai, cücü, şaban, turist ömer gibi kabul ettiği, sevdiği ve kendisinden bir çok şey bulduğu karakterlere benziyor. cem yılmaz'ın arif karakterine neredeyse bir cevap. ivedik filmleri, tv'de başladı ve olayın sinema salonuna gelmesi de gayet izlenebilir bir hat içeriyor. diyeceğim o ki, 27 milyon hasılat yapan o film muhtemelen çok cüzzi bir bütçe ile çekildi. yani ne ararsan var. her anlamda "ucuz" da denebilir. o yüzden hor görmeyelim. istatistiklere bakarken akılma bu geldi.

sepp kullanıcısının resmi

Sayfalar