Garip, 1950 Kuşağı ya da İkinci Yeni

Birincil sekmeler

Semih Gümüş, bugünkü Radikal Kitap eki'nde eleştiriden söz ediyor. Daha çok roman ve öykü üzerinden bakarken, şiirle ilgili yorumu da daha çok şiirin imkanlarından diğer türlerde yararlanılamadı gibi de okunabilir belki...

Edebiyatımızın dünden bugüne yaşadığı değişimi anlamak için yalnızca egemen anlayışların çizdiği yollara ve doruk noktalarına bakmak, yanıltıcı olabilir. Onların gölgesinde kalmış, ama kendi çevresinde yarattığı haleyi taşımaya çalışan pek çok genç yazarla günümüze uzanan yenilikçi anlayışlar, sonunda edebiyatımızın modernleşmesini sağlayan etkenler arasında okunduğu gibi, kendi modernizmimizi onlara bakarak çözümleyebileceğimizi de görmüş olduk. Geç de olsa. (...) Önce el yordamıyla kendini bulmaya başlayan roman sanatımız, geleneksel birikimini yenilikçi birkaç atılımla tamamlamış ve hemen yanı başında yaşayan öykücülüğümüzden etkilenmeden ilerlemeye çalışmıştır. İlginçtir, edebiyatımızın geçmişten bugüne yaşadığı değişimi değerlendirdiğimizde, roman ve öykünün çoğu kez birbirini etkilemeden yaşayageldiği görülür. Köktenci dönüşümlerin yaratıcılarını düşünelim. Sait Faik sözgelimi, önemli bir altüst oluş yaşattı öykücülüğümüze ve o güne dek bilinen düzeyleri yukarı çıkardı, ama bu yeni durum aynı zamanda bütün kurmaca biçimlerini etkilemedi, yalnızca öykünün ilgi alanında kaldı. Onyıllarca süren bir ‘Sait Faik çizgisi’nden söz edildi, ama sayısız izleyicisi olan bu çizginin roman üstündeki etkileri üstünde durulmadı. 1950 Kuşağı’nın bütüncül bir modernist anlayış ortaya koyduğu gününde görülmedi, ama neden sonra anlaşılan bu etkinin şiirle bile ilişkisi kurulurken roman ile ilişkisi çok sınırlı tutuldu. (...) Yaşananlar saptanamadı (...) Bu kopukluk öykü ve şiirin süreklilik içindeki gelişimini etkilemedi etkilemesine, ama romanın neden kesintisiz bir birikim yaratamayıp parçalı, kopuk bir süreç içinde bugüne uzandığını da gösterdi. Demek ki modernizm içinde yükselme şansını bulamadı roman: hangi anlayışı içselleştirip sonra da bütüncül biçimde dışavuracaktı? Oysa Garip, 1950 Kuşağı ya da İkinci Yeni, kendilerinden önceki yazılanı yadsıma endişesinden ve bir gelecek tasarımı amacından doğan, ne oldukları sorusuna adamakıllı bütün yanıtlar vermeyi olanaklı kılan anlayışlar ve akımlardı. Onlar ortaya çıktığı zaman çevrelerinde uzun süren tartışmalar yapıldığını biliyoruz, ama edebiyatımızda modernizmin kendini bu anlayışlarda gösterdiğini saptayıp belirten bir tek yazar, eleştirmen de olmadı. (...) Zaman, kendi değerlerini oluştururken geçmişin değerlerinin daha doğru biçimde anlaşılmasının koşullarını her zaman hazırlar. Bugün eleştiri, edebiyatımızdaki eski konumuna sahip değil, bir gereksinim olmaktan da çıktı; ama bu arada geleneksel etkinliğinden uzaklaşırken kendini yeniden tanımlamaya başladı ve çözümleme yetkinliği bu kez yazınsal metnin bütün öğelerinin sırrını anlayacak biçimde koşullandı. (...) Eleştiri, iyi-kötü ayrımlarının çok ötesinde, yazınsal metnin bütün öğelerini çözümleyip kendini metnin üstüne atan bir yaratım süreci sonunda çıkar ortaya. Dolayısıyla yazınsal metinden bağımsız bir yazınsal metin olarak kendini var etmektir çıkış noktası; bir üst-dil kurmayı da bu bağımsızlaşma için gereksinir.

(...) radikal kitaptaki bazı yazılar ekle birlikte internete de aktarılmış. Bu yazının görülebilir.

Yorumlar

sepp kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: 0

‘yukarı’ dedin

bunları söylerken Gümüş'ün bir yandan da Notus'ta soruşturması yapması ilginç... Neye faydası oluyodur bilemiyorum. Bir anekdot olarak şu bilgi de düşündürücü: " 40 kişilik listenin yüzde 90’ını 80 öncesi kuşaklardan yazarlar oluşturuyor. Doğum tarihi 1950’den sonra olan yazarlar listenin yüzde 15’ini oluşturuyor. 40 yazarın 26’sı hayatta değil. "

Neva kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: 9

‘yukarı’ dedin

Semih Gümüş hiç bir şey söylememiş daha çok bir şeyler gevelemiş. Tanzimatla birlikte yani hemen hemen modernizmin başladığı dönemde romanla tanıştığımızdan olsa gerek bu kopukluk , kıyaslaması yani manasız.. Bu türlü saptamaları, listeleri gereksiz görmüyorum ben bir fikir ediniyorsunuz en azından listeyi yapan hakkında:)

sepp kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: 19

‘yukarı’ dedin

Alıntı BirGün'den:

Notos’un 20. sayısında 205 seçicinin önerdiği 167 öykücü arasından seçilen 40 öykücünün listesi veriliyor. Notos’un Yayın Yönetmeni Semih Gümüş, “Katılımın büyüklüğü, çıkan sonucun sağlam bir veri, güvenilir bir değerlendirme olarak alınmasını sağlar. Böylece nitelikli tartışmalara yol açabilir,” diyor

... 205 seçici 167 farklı öneri. Neredeyse 205 öneri çıkacakmış. İşte bu sonuçların tuhaflığına bir dayanak daha... Keşke bu 167 öneriyi de koysalarmış. Daha faydalı olurmuş. Açıkta kalan 127 yazarın günahı demokratik bir yönteme kurban gitmeleri.. ... Hem de ülkemizdeki siyasi fotoğrafa da fena halde paralel. Ortada hakiki bir çoğunluk yok ama matematiksel bir a>b'den hikâyesi var. Ödüllerin görünmeyen ve görülmek istemeyen yüzüne de ayna tutuyor. Mesela bi şair xxxxxx şiir ödülünde birinci oluyor. Ayrıca İkinci, üçüncü, özel ödül, 1. övgüye değer, 2. övgüye değer ve mansiyon da var aynı ödülde mesela.. Ama ödüle katılan dosya sayısı da 15... 7'sinin durumu da bu. Nasıl yani? Kim neyin 1. si?

sepp kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: 14

‘yukarı’ dedin

Doğan Hızlan da şöyle bir yorumda bulunmuş konuyla ilgili : ... ... SEMİH GÜMÜŞ, Notos'un 2010, 4. büyük soruşturması yazısında; Türk öykücülüğünün konumu üzerine katıldığım saptamalarda bulunuyor. 40 Öykücü, 205 seçicinin önerdiği 167 öykücü arasından seçildi. Seçenlerin rakamı çok yüksek. Notos'un başarısını burada teslim etmek gerek. Gümüş'ün dergideki yazısının bence en önemli, altı çizilmesi gereken bölümü aşağıdaki satırlardır:

“Çıkan sonucun bu doğruyu göstermediğini belirtmek gerekir mi? Öyküden, yaratıcı yazıdan söz ediyoruz ve edebiyatta yazarlar ve yapıtlarla ilgili doğrular olmaz. Yalnızca bir eğilimi gösterir sonuç, güçlü bir eğilimi, yaşadığımız günlerin beğenisini.”

“Yaşadığımız günlerin beğenisi” sözü üzerinde duracağım. Liste fazlasıyla bu eğilimi ortaya koyuyor.

Oysa ben soruşturmaya katılan yazarların, günübirlik, popüler izler taşıyan beğeni düzeyini aşmalarını beklerdim. Gerçi diyeceksiniz ki öykü antolojilerini hazırlayanlar bile, “yaşadığımız günlerin beğenisi” izinde seçim yaparlarken, bir soruşturmaya yanıt verenlerden bu kadar ince eleyip sık dokumalarını beklemek, edebiyat tarihinin derinliklerine inmelerini ummak safdillik olur... Ben, beklenmeli diyorum.

Sait Faik Abasıyanık, Halikarnas Balıkçısı adlarının olduğu her yerde mutlaka Zeyyat Selimoğlu da bulunmalıdır. Deniz, deniz adamları konuysa bu edebi ihmale göz yumamam. Listedeki bazı romancıları bu 40 kişilik listede görmesem yadırgamazdım, çünkü onlar öyküleriyle değil, romanlarıyla bilinirler. Sanırım bu romanların yüzü suyu hürmetine listeye konulacak kadar oy alabilmişler.

Türk öykücülüğünde Mehmet Seyda, es geçilecek bir ad değildir. Benim için usta bir öykücüdür, okuyanlar bu yargımı onaylayacaklardır. Öyküleri düşünüldüğünde; Sadri Ertem, Rifat Ilgaz, Adnan Özyalçıner nerede diye soranların olacağını sanıyorum. Kemal Bilbaşar adının olmayışı sizin de dikkatinizi çekmedi mi? Hatta Mustafa Kutlu, Rasim Özdenören, Muzaffer İzgü, Nedim Gürsel, Yekta Kopan, Ayşe Sarısayın...

Yukardaki adların böyle bir seçimde listeye girecek oyu almaları gerektiği kanısındayım. Edebiyatı siyasal eğilimlerin, takımların üstünde gören bir zihniyeti tercih etmişimdir her zaman. Listeye o açıdan da baktım.

Hiç kuşkusuz, her zaman söylerim, her liste eksiktir ve yanıltıcıdır. Ama ne diyelim ki, insanların da bu zamanda listelere gereksinimleri var. Bunları okuyarak Türk öykücülüğü konusunda bilgi edinebilirler.

Aşırı iyimser bir yorumda bulunduğumu da biliyorum.

* * *

SANIRIM en doğrusu soruşturmalara katılmamak, çünkü ortak tutanaklara imza atmak beni tedirgin ediyor.

Kaynak

serkan_isin kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: 8

‘yukarı’ dedin

Seçici 205 kişinin arasında benim adımı görüp, öykücü ağabeylerinin adlarını göremeyince dedikodu ateşini harlandırabilecek olanlara mahsusen kendi listemi de ekindeki notla birlikte açıklayarak bitiriyorum yazımı:

Memduh Şevket, Sait Faik, Nahit Sırrı, Sabahattin Ali, Fikret Ürgüp, Haldun Taner, Sevim Burak, Hulki Aktunç, Selim İleri ve Mustafa Kutlu.

(Not: Listemi, 1900-1970 yılları arasında ürün veren öykücülerden oluşturmamın nedeni, sonraki yılların öykücülerince de izlenilen teknik-tematik damarların büyük bir bölümünün bu dönemde keşfedilmiş ve çok iyi örneklendirilmiş olmasındandır. Yaşadığımız son kırk yılda da bu isimlerin yanında yer almayı hak eden onlarca isim bulunmaktadır elbette, ancak bu yıllardaki öykücü ve öykü kitabı sayılarındaki önemli artış, bence onlar için ayrı bir liste oluşturmayı zorunlu kılmaktadır.)

Sayfalar