Eleştiri etiketi ile yaftalanmış yazılar

Elinin mürekteriyle itmek: türlü türlü düşünceler

Kişisel olarak kitaplarım ya da yaptığım şeylerle ilgili az yazılmasından ya da hiç yazılmamasından pek hoşnutsuz değilim. Edebiyat ortamının böyle bir değerlendirme yeteneği, gücü olduğu konusunda şüphelerim var, birincisi. İkincisi ise, bu tür girişimlerin tüm detayları ile anlaşılabilmesinin imkânsız oluşudur. Örneğin Karagöz Edebiyat'ın 3. sayısında Tüğün ile ilgili çıkan iki değerlendirme yazısı da, bu imkansızlığın, bazen okuma eksikliğine ne kadar fazla dayandığının da kanıtı gibi.

Elinin tersi ile itmek

Dikkat ederseniz, görsel şiirin mevsimi geçti, bir çoğu için. Geç kalmış birkaç hevesli de, edebiyat tarihinin muhtemelen pek sallamayacağı birkaç cümlesini de söyledikten sonra, bu siteden başka bu konuda fikir beyan eden kalmayacaktır. Ben, umutsuz olmasam da, son 1 yıldaki gelişmeleri, şöyle anahatları ile irdelemek istiyorum, izninizle.

Şiir Şöyle Öldü

2005'ten sevgilerle

Birkaç zamandır, eleştirmenlerin ya da eleştiri/tanıtım yazıları yazanların, mesailerini harcadıkları kitaplar hakkında yazıyorum. Yazıyorum çünkü, bu kitapların neden öne doğru çıkarıldığını merak ediyorum. Yazılanlara göz attıkça ve ciddiye alınması gereken tek sorunun, şiir kamusu üstü bir soru olduğunu düşünüyorum. O soru, aslında şair de bir insan olduğu için, doğrudan insanımızla ilgili. Sosyolojik ve bir o kadar da psikolojik bir soru çıkıyor ortaya.

Sözlü Kültür, Halk Edebiyatı ve Teknoloji

A badman poet stork

"Sözlü kültür ürünlerine bakışımız, elektronik kültür hayatı karşısında kaybolmaya yüz tutmuş kültürel unsurlara karşı yaptığımız gibi gelecek kuşaklara hatıra olarak saklamak şeklinde olmamalı.

Bunun yerine, sözlü kültür ürününün geçirdiği evreleri göz önünde bulundurarak yazılı ve elektronik kültür ortamlarına uyum ve aktarım konusunda nelerin yapılabileceği araştırılmalı ve daha iyisini bulabilmek için tartışılmalı." Başkent Üniversitesi Türkçe Eğitimi Bölümü Başkanı Prof. Abdurrahman Güzel

KEMAL ÇUBUK'A CEVAPLAR

Öncelikle poetikhars.com'un kapanma süreci hakkında 'çevrimiçi' dışında pek fazla bilgi dışarı sızmadı. İnsanlar kendi aralarında birşeyler konuşuyorlardır, orası başka. Fakat kapandıktan sonra geçen zaman içinde benim gördüğüm, izlediğim, okuduğum mecralardaki tuhaf hareketlenmeler üzerinden düşünürsem, 'dört gözle kapansın' diyen birçok kişi olduğu gibi, sessiz sessiz destek veren bir sürü kişi de vardı.

Prefabrik edebiyat

"Soykütüğü"nde “Belli bir canlı türünün onsuz yapamayacağı şeydir.” der [[Nietzsche]] hakikat için, ve ekler: “Hakikat diye bir şey yoktur, o halde her şeye izin var.” Bu sıkı [sıkıştırılmış] alanda [darboğaz] konuşmaya cesareti olan kim var? “Belli canlı türü”, dahası bu kukla tanrılar bırakın keşfedilen bir hakikatten söz etmeyi [varsa bir hakikat, saklambaç oynamaz; zuhur eder] hakikatin sahipleriymiş, ellerinde tuttukları bir hakikat varmış gibi konuşurlar. Bunu hemen yanlışlamaya sıvananlar olacaktır.

Blog Yazarlığı ya da Bir Çıkmaz

Blog yazarı olmanın anlamı ve yazınsal üretimin, bloglar içinde devamlılığını sağlamak üzerine düşünüyorum bir süredir. Bunun maddi olanaklarını ya da hep savunulageldiği gibi demokratik yapısını bir kenarda bırakırsak, diyaloğun kendini hangi koşullarda kuramadığını dert edindim sanırım.

GÖRSEL ŞİİRİ NEDEN OKUYAMIYORUZ?

Dünyayla, nesnelerle ilk karşılaşmamızda, ilk bakışta çağrışımsal bir mekanizma söz konusudur. İlk temasta yaşadığımız duygusal, zihinsel tepkiler ile geçmiş deneyimler arasında benzerlik ve geçmişte yaşanan ile şu an arasında bir bitişiklik oluşturma çabası içinde oluruz.

Postmodernizm Algısı/zlığı

mavi veya siyah tükenmez kalemle dokunaklı ve büyük harflerle

[[Mühür dergisi]], Temmuz-Ağustos sayısını postmodernizm kabuğu üzerine ayırmış. Kabuk dememin nedeni, Mühür’ün [[postmodernizm]]den şiirin üzerindeki bir kabukmuş gibi bahsetmesidir. Dergi, dosya konusunu “Yüzeyleşme ve düzeysizleşme” olarak duyurmuş ve hedefi postmodernizm olarak seçmiş.